
Veee New York bekle bizi … Biz geliyoruz…
Yıl :1995
Doksanlar dünyada olduğu gibi Türkiye’de de efsane şarkıların , şarkıcıların , dansların , giyimlerin, tarzların unutulmaz yılları oldu. 90lı yılların ruhu 2000li yıllarda da hiç azalmadan devam ediyor. Yazının başında ne alaka şimdi 90lardan bahsetmem diyecek olursanız , doksanların popüler şarkıcılarından biri olan Rafet El Roman’ın bir şarkısını buraya yazmadan yazıma başlamam mümkün değil 🤪
AMERİKA
A memo
Burası New York, Amerika
Evler karıştı bulutlara
Nasıl bir yaşam?
Nasıl bir zaman?
O memo
İnsanlar simsiyah, kızıl beyaz
Sokaklar basketbol, müzik ve dans
Nasıl bir yaşam?
Nasıl bir zaman?
Macera dolu Amerika, Amerika, macera…
A memo
Gece variller ateş ateş
Etrafta sis duman ve cankiler
O rapçiler ve rakçılar
O memo
Burası Teksas, Amerika
Herkes çizme fötr, kot pantelon
Öyle bir yaşam
Not a memo
Macera dolu Amerika, Amerika, macera…
Ve “macera dolu Amerika , burası New York-Amerika evler karıştı bulutlara” gezimize başlıyorum.
1.GÜN -02/06/2024
Türk hava yollarının 07:05 İstanbul direkt uçuşu ile yaklaşık 11 saatlik yolculuğumuzun ardından John F. Kennedy Uluslararası Havaalanına ayak bastık. Pasaport kontrolünde maalesef bayağı bir zaman kaybettik. Nedeni ise uzakdoğudan gelmiş büyük bir yolcu uçağına denk gelmemiz oldu. Çinli istilasına uğramış gibiydi pasaport kuyruğu.. Biz de aralarında kalmış masum 2 Türk olarak bu minik uzak doğulu dostların şahane ötesi az ingilizceleri ile kendilerini pasaport polislerine anlatmalarını beklemek durumda kaldık. Mesela denk geldiğimiz bir uzakdoğulu amca , pasaport polisinin sorduğu her soruya istisnasız “One” deyip parmağıyla da bir işareti yaptı. Sıfır İngilizce ile dünyanın bir ucundan çıkıp diğer bir ucuna gelmek de büyük bir cesaret ister ama tahminimiz uzakdoğulu amca direk kendini çin mahallesine atacak yönünde oldu 😂
Uzun bir bekleyişten sonra pasaport kontrolü geçip bavullarımızı da alıyoruz . New York’un yaya dostu bir şehir olduğu ve araç kiralamaya hiç uygun bir şehir olmadığını birçok yerli ve yabancı blok yazılarından ön bilgi olarak edindiğimiz için New York seyahatimizde vazgeçilmemiz olan CityMapper uygulamamızı açıp havaalanından Manhattan’da kalacağımız otele nasıl gidebileceğimizi inceledik. City Mapper da bulunduğunuz konum ve varmak istediğiniz konumu yazdığımız an önümüze ilk aşağıdaki ekran çıktı.
Burada önerilen birçok alternatif gidiş rotası ne kadar sürede gidileceği ve ne kadar tutar ile gidileceği bilgisi yer alıyor. Biz hem hızlı ve hem de daha uygun olan rotayı seçtiğimiz zaman ise detaylı gidiş rotası çıktı önümüze. ( hangi metroya hangi perondan binileceği , kaçıncı durakta inileceği , aktarma yapılacak diğer peronun bilgisi , hangi metro çıkışından ve hangi kapıdan çıkılacağı gibi önemli , zaman kurtaran bilgiler )


Yukarıdaki ekran görüntüsünü de adım adım takip ettikten sonra Manhattan bölgesinde merkezi konumda yer alan , konaklayacağımız “Warwick NY” oteline varıyoruz. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Havalanından çıkıp otelin bulunduğu caddeye varıncaya kadar tamamen yerin altından metro ile gittik. Ne zaman ki metrodan gün yüzüne çıktık , uzun bir süre ağzım tek kelimeyle açık kaldı ve şaşkınlıktan kendime gelemedim. Nasıl uzun binalardı onlar öyle … Gökyüzünde bulutlara karışmış binalar insanda hayranlık , şaşkınlık , heyecan gibi duyguların yanında kendimi bu kocaman yapılar arasında minicik bir canlı olarak hissettirdi.

Otele check-in yaptırıp bavullarımızı bıraktığımızda saat 15:00 civarı idi. Henüz enerjimiz de varken , uyku modumuz da fena değilken bu macera dolu her saati canlı her noktası ilginç şehri gezmeye başladık. Ama tabi aç açına gezmek olmaz. İlk durağımız otelimize de çok yakın olan ve hamburger konusunda gayet başarılı bir mekan olan “Burger Joint”.

Burası 119 W 56th St de yer alan bir otelin içinde . Girişte herhangi bir tabelası bulunmuyor. Otelin içine girip resepsiyonu da geçtiğinizde kalın uzun otel lobisi dekorasyonu olarak da kullanılan perdeleri aralayıp birkaç adım daha attığınızda minik , otantik bir hamburgerci dükkanı ile karşılaştık. Güzel bir hamburger , soğuk güzel bir içecek ve tabi ki merak ettiğim milkshake tadımı ile de karnımızı doyurmuş olduk.

Şimdi rotamızı Times Meydanı’na çevirdik, baş döndürücü sayıda parlak ışıklı dijital reklam panolarına ve tabelalara ev sahipliği yapan bu meydan insan kalabalığının da en yoğun olduğu bir yer. Bu meydan gece gündüz o kadar parlak ki, geceleri Uluslararası Uzay İstasyonundaki astronotların bile uzaydan burayı kolayca görebildiği söylenmekte.

Bir tarafta küresel yaşanan enerji sorunu, ses kirliliğini düşününce insan bu meydanın tek başına bu sorunların önde gelen yeri olduğunu da hissetmiyor değil. Times meydanına geldiğimizde hava hızlıca bulutlanmaya başladı ve bir anda bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Biz de yağmur dinene kadar meydanda yer alan birbirinden keyifli dükkanları gezdik. Örneğin “Hershey’s Chocolate World “ çikolata krallığı gibi bir dükkan idi… Rengarenk ve eğlenceli ambalajlı binlerce çikolatanın bir arada olması o çikolataları tatmadan bile mutluluk hormonunun insanın vücudunda tavan yapmasına yetiyor da artıyor bile…Keza M&M Shop’un içinde rengarenk M&M çikolatalarından gökkuşağında yaşıyormuş gibi hissediyor insan …

Neyse yağmur tüm bereketiyle kısa süreliğine yağdıktan sonra bugün için planladığımız ve heyecanla gitmeye can attığımız Broadway müzikali için kendimizi bir anda W45th caddesinde buluyoruz.. Bu cadde ve paralelindeki birçok cadde üzerinden birbirinden farklı ve ünlü Broadway müzikallerini bulmak mümkün.

Biz tercihimizi “Moulin Rouge” dan yana kullandık.. Ve çok çok çok çok çok keyifli , ışıklar için , harika dans ve kostüm şovlu bir gece geçirdik … Biz bileti direk kapıdan aldık .. Ama farklı bilet edinme alternatifleri de mevcut. İnternet siteleri üzerinden de alım yapılabiliyor ya da times square de bulunan ticket shopslarda uzunca bir kuyruğa girerek ( şanslıysanız bazen kısa kuyruklara da denk gelme ihtimaliniz olabilir) aynı gün sahnelenecek gösterilerde geçerli olan indirimli bilet elde etme şansınız da olabilir.
Veee New York’da ilk günümüzü tamamlayıp uyku seviyemizin tavan yapması nedeniyle dinlenmek için otelimizin yolunu tutuyoruz… Yarın yepyeni günde görüşmek dileğiyle… İyi geceler 💤
2.GÜN – 03/06/2022
Günaydın yeni gün… Günaydın New York … Biz güne yeni başlarken Türkiye’de ailemiz çoktan uyanıp günün ortasına geldi bile…. Bugün de keyifli bir rotamız var … Vakit kaybetmeden hadi hızlıca yeni günümüze başlayalım …..
Bugün sabah ilk rotamız Özgürlük heykeli … Ama öncesinde otelimize yakın bir yerde kahve ve bagel sandviç yiyip enerjimizi yükseltiyoruz… New York ‘a gelirken İstanbuldan bolca atıştırmalık koymayı ihmal etmemiştik. Tok tutacak ve enerji verecek hurma , kuru kayısı , kuru incir , ceviz , fındık fıstık gibi kuruyemişler gerçekten ara öğün olarak enerji vermesi ve açlığımızı yatıştırması adına çok işe yaradı … New York demek bol bol yürümek demek de olduğu için çantada atıştırmalık fikri işe yarar bir fikir diyebilirim…
Evet yazımın başında da bahsettiğim gibi City Mapper uygulaması New York’un altını üstüne getirmemizde bize inanılmaz yardımcı oldu… Yine bu uygulamadan yararlanıp en kolay , hızlı ve uygun fiyatlı olarak Özgürlük heykeline nasıl gideceğimizi tespit ettikten sonra düştük yollara….
Özgürlük heykelini ziyaret edebilmeniz için farklı alternatifleriniz var.

Birincisi direk özgürlük heykelinin bulunduğu adaya gidip , yakından görmek .. İkincisi ise “Staten Island” a giden feribotlara binip gidiş-dönüş bir yolculuk yapıp Özgürlük heykeline yakın geçilen deniz yolu üzerinden bol bol resim çekmek , ayrıca harika Manhattan manzarasını seyretme şansına sahip olmak…

Biz ikinci alternatifi seçmeyi tercih ettik…Tabi herkesin tercih ve merak seviyesi farklı olabilir ama özgürlük heykelini o kadar yakından görmenin bizi çok heyecanlandıracağını düşünmediğimiz için yakınından geçip manzara seyretmeyi tercih ettik…

“Whitehall Terminal” dan herhangi bir ücret ödemeden Staten Island Feribotunu kullanmak mümkün… Bu hizmeti bedava vermelerine bolca teşekkür ettikten sonra gidiş-dönüş yolculuğumuzu tamamlayıp Whitehall terminaline yakın bölgede olan “National Museum of Amerikan Indian”’müzesini gezdik…


Amerikan Kızılderili Ulusal Müzesi, Amerika Birleşik Devletleri’nde Amerika’nın Yerli halklarının kültürüne adanmış ,yerlilerinin yaşamını anlatan bir müze olarak biliniyor.

Müzeyi gezmek ücretsiz. Müzenin çıkışında da keyifli bir müze mağazası bulunuyor. Biz buradan “Day of the Dead” yani “Ölüler Günü” sembollü olan bir kurukafa almayı tercih ettik. Sanırım renkleri çok cazip geldi bana.. bir de Meksikalılara ait olan bu iskelet kafalarının aslında ölenleri temsil etmesi ve gerçek ölümün aslında insanların unutulduğunda olduğuna inanılmasının beni de etkilemiş olması diyebilirim.

Bulunduğumuz bölge “Finance Diştrict” olarak geçiyor.

Wall Street’in ve göz alıcı gökdelenlerin bulunduğu bu hareketli bölge, şehrin finans merkezi. New York Menkul Kıymetler Borsası , Nasdaq, New York Ticaret Borsası ve New York Merkez Bankası gibi birçok finans kuruluşuna ait binaların bulunduğu bu bölgede ayrıca 9/11 Ulusal Anıtı ve Müzesi de yer alıyor. 11 Eylül 2001 yılında Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelerine düzenlenen terör saldırısında maalesef 2binden fazla insan hayatını kaybederken 110 katlı ikiz kuleler büyük bir toz bulutu içinde çöktü. Bu hain saldırıyı unutturmamak adına önceden Dünya Ticaret Merkezi İkiz Kuleler’in bulunduğu noktada, uçsuz bucaksız meydanda delikler gibi gözüken iki adet yansıtma havuzu inşa edilmiş ve saldırıda hayatını kaybedenlerin isimleri koyu renkli bronz panellere kazınmış. Trajik ve korkunç bir olayın unutulmaması için ciddi düşünülmüş bir tasarım olduğunu söylemek az bile kalabilir diye düşünüyorum.

Dünya Ticaret Merkezinde yürüyüşümüze devam ederken upuzun plazaların altında bir yemek karnavalına denk geldik.. Farklı ülkelerin farklı yemeklerinin yer aldığı bu sokak yemek festivalinde dolaşmak , lezzetli yemekler tatmak çok keyifli bir dinlenme molası oldu ….


New Yorkta şaşkınlık içinde öğrendiğim ve bir yanımın gıpta ettiği diğer yanımın ama neden dünyaya bunun tersi davrandıkları için kızdığım konu hiçbir yerde açık alan da olsa , park/bahçe de olsa , Restaurant da olsa yani nerede olursa olsun tütün ve tütünlü ürünlerin içilmesinin yasak olması …. Bazı roofbarlarda (ki her roofbarda da olmuyor) dışında tütün içmek kesinlikle yasak …. Ve koskoca bir şehir bu yasağa gayet uyarak yaşamını sürdürüyor.. (tabi buna karşı ülkede esrar içmek New York eyaletinin aldığı karar ile yasallaşmış) .. Kurduğu tütün fabrikaları ile dünyaya sigara satan bir ülkenin kocaman bir şehrinde sigaranın içilmesinin yasaklanması adaletin bu mu dünya dedirtiyor insana…
Ticaret merkezindeki turumuzu tamamladıktan sonra merak ettiğimiz gurme mekanından biri olarak bilinen Chelsea Market’e geçmeye karar verdik. Ve tabi yine teşekkürler “City Mapper” diyorum. Kolayca mekanlar arasında gitmemizi sağladı tüm New York gezimiz boyunca..

Chelsea Market , ironik mutfak destinasyonu olarak uluslararası üne sahip bir marka haline gelmiş. Burada özel yapım peynirlerden , kendine özgü etlere sahip kasaplara ve en iyi balıkların bulunabildiği tezgahlara sahip bir yer. Burada çok lezzetli bir meksika mutfağı deneyimledik. Şuraya internet sitesini de ekliyorum. https://www.lostacos1.com/location/los-tacos-chelsea-market/ “Los Tacos” pişman olunmayacak bir lezzet diyebilirim ….


Bugünün bol yürüyüşlü rutininden biraz uzaklaşmak için sanırım New York’un en en en en en çok sevdiğim yeri olan Bryant Park’ta keyifli bir dinlenme molası verdik… Bu park için kullanılan üç net kelime var . “ Relax , Play , Eat” yani “ Rahatlayın , oynayın , yemek yiyin “. Parkın bir diğer mottosu da “ You Bring the Smile(s). We’ll Provide the Reason(s)” yani “ Gülümsemeleri siz getiriyorsunuz , biz ise sebeplerini sağlıyoruz.” Çok güzel misyona sahip bir park değil mi sizcede ? Geniş, konforlu çimenliklerinde güneşlenilebilir veya piknik yapılabilir , ücretsiz günlük aktivite alanlarında fitness , pilates gibi etkinliklere katılınabilir , konserler , çim bowlingi , kış aylarında buz pateni etkinliklerine dahil olunabilir .Varsa eğer yeteneğiniz elinize alacağınız boyalarınız için çizim yapabileceğiz kocaman plazaların arasında önemli nefes olmuş bir park burası ….

Burada birkaç saat dinlendikten sonra önceden rezervasyon yaptırdığımız ve merak ettiğimiz bir mekan olan “Fogo de Chao Brazilian Steakhouse” a gittik. Kendine özgü sunumları , açık büfe yemek seçeneği olan keyifli ve bol lezzetli bir restoran deneyiminden sonra bir güzel günü daha bol gezmeli görmeli bitirmenin verdiği gurur ve yorgunluk ile otelimize dinlenmeye gittik…
3. GÜN -04/06/2024
Yeni günümüzde ilk rotamız Brooklyn-Dumbo .

Dumbo , Down Under the Manhattan Bridge Overpass’ in yani Manhattan köprüsü üst geçidi altında’nın kısaltması olarak geçen , arnavut kaldırımlı sokakları, çarpıcı mimarisi, harika yemek mekanları ve nehrin karşısındaki rüya gibi manzaralarıyla ünlü bir yer.

Brooklyn Bridge Park boyunca yürüyüş yaparken Jane Carousel olarak adlandırılmış olan 1922 yılında inşa edilmiş ve Ohio’da titizlikle getirilmiş mimar Jean Nouvel tarafından tasarlanan bir mücevher kutusu yapısıyla korunan atlı karınca ile karşılaştık. Dileyen ücret karşılığında bu güzel manzaraya karşı bu yılların eskitemediği atlı karıncaya binebilmekte… Dumbo’da uğradığımız bir diğer mekan “Empire Store” binası içerisinde yer alan bir sergi idi..

Ve her New York’a gelen turistin mutlaka deneyimlediği olmazsa olmaz bir klasik olan Brooklyn Köprüsü üzerinde yürüyüş yapma … Biz de bu klasiği tabiki yaptık. Fakat her turistin yaptığı bir etkinlik olduğu için köprü üzerinde yer bulup da şöyle tek başıma rahat rahat fotoğraf çekeyim deme gibi bir lüksümüz olamadı … Yine de güzel eğlenceli bir deneyim oldu bizim için de…

Köprü yürüyüşümüz tamamladıktan sonra bulunduğumuz bölge Chinatown ve Little Italy bölgelerine yakın olduğu için ara sokaklarına girip biraz da Lower Manhattan yani Aşağı Manhattan olarak geçen bu bölgeleri de gezi rotamız içerisine dahil ettik. Kah yürümeli kah dinlenmeli ama bol adımlı geçen rotamıza merak ettiğimiz bir diğer bölge olan Soho bölgesine geçtik. Burası birçok tasarımcı butiklerin, lüks mağazaların ve yüksek kaliteli sanat galerilerinin yer aldığı demir bina cepheleri ve arnavut kaldırımı sokaklarıyla ünlü, yüksek kaliteli restoranlara sahip bir bölge.

Öğle yemeği için Soho bölgesinde “La Esquina” isimli yine meksika mutfağı olan ama lezzet garantili bir mekanı tercih ettik. Taco ve Margaritaları kesinlikle tercih sebebidir … Yolunuz düşerse denemeden çekinmeyin ….

Bugün akşam için özel bir program ayarladık kendimize. Jazz Bar’a gidip güzel bir müzik dinlemek için Midtown Manhattan bölgesinde yer alan “Birdland” .

Birdland 1949 yılından beri New York City kültürünün ve müzik tarihinin önemli bir parçası olmuş bir mekan. Birdland birçok Broadway süperstarlarının , caz efsanelerinin , komedi ve kabare divalarının sahne aldığı mekan olmasıyla New York’un Cazın Mekkesi olarak anılmasına büyük katkı sağlamış bir mekan. Güzel bir akşam sonrası artık dinlenmeyi hak ediyoruz …. Yarın yeni günde yepyeni yerler göreceğimizin heyecanı ile uykuya dalıyoruz…
4.GÜN- 05/06/2022
Yepyeni bir günden merhaba .. Bugün tüm gün kültür şoklaması yaşayacağımız güzel bir olacağını düşünüyoruz.. Ama ilk olarak keyifli bir kahvaltı yapma istediğimiz için otelimize yakın bir pastaneden sandviçlerimizi ve meyve sularımızı alıp kaldığımız otelimizden çok da uzun sürmeyen Central Park ‘ta kahvaltımızı yapmaya karar verdik…

Kendimize yeşillikler içinde keyifli bir oturma mekanı bulduk. Oturduğumuz yerde bizleri yalnız bırakmayan tatlı huylu kemirgen dostlarımızdan minnak sincaplar ile bir arada kahvaltı yapma keyfi çok güzeldi.. Burada o kadar insanlarla beraber yaşamaya alışmışlar ki sanki yanımıza gelip kibarca iki ayağı üzerine kalkıp bana da biraz yemeğinizden verebilir misiniz dermişçesine bakan bu insancıl dostlarımıza bizde en iyi nasıl yardımcı olabiliriz diye düşünüp taaa İstanbuldan getirdiğimiz halis muhlis Datça bademlerinden vermeyi ihmal etmedik…

Güzel bir kahvaltıdan sonra durağımız Metropolitan Sanat Müzesi namı diğer “the MET”
Metropolitan Sanat Müzesi’nin en eski kökleri, bir grup Amerikalının Amerikan halkına sanat ve sanat eğitimi getirmek için “ulusal bir sanat kurumu ve galerisi” kurmayı kabul ettiği 1866’da Fransa, Paris’e dayanıyormuş.Bu düşünce ile yola çıkılmasından bugüne kadar the MET , dünyanın farklı yerlerinden farklı kültürlerin tek bir çatı altında sergilendiği bir sanat mozaiğine dönüşmüş. Bugün, Kahire dışındaki en büyük Mısır sanatı koleksiyonuna sahip olan müzenin 26.000 eski Mısır objesine sahip olduğu websitesinde belirtilen bilgiler arasında. Ayrıca, 2.500 adet Avrupa tablosu dünyadaki en büyük koleksiyonlardan birini oluşturken, Amerikan Kanadı artık dünyanın en kapsamlı Amerikan resim, heykel ve dekoratif sanat koleksiyonuna ev sahipliği yapıyormuş.

Müzeye ait diğer büyük koleksiyonlar arasında silahlar ve zırhlar, Afrika, Okyanusya ve Amerika sanatları, eski Yakın Doğu sanatı, Asya sanatı, kostüm, çizimler ve baskılar, Avrupa heykel ve dekoratif sanatları, Yunan ve Roma sanatı, İslam sanatı, ortaçağ sanatı, modern ve çağdaş sanat, müzik aletleri, fotoğraflar ve Robert Lehman Koleksiyonu yer alıyor.

Biz bileti müzeye gittiğimizde bilet gişesinden satın aldık . Websitesi üzerinden de bilet alma opsiyonu bulunuyor.. Ayrıca müzeden çıktığımızda fark ettiğimiz ama iş işten geçti keşke girmeden fark etseydik dediğimiz bir durum olmuştu. Müzenin çıkış kapısında aynı gün için geçerliliği devam eden , müzedeki gezintisini erken tamamlamış kişilerin bıraktığı biletler yer alıyormuş. Bunu bilenler gişeden bilet almak yerine çıkış kapısına gelip geçerli bilet arayışına giriyor.. Böyle de bir minik tiyo verdikten sonra MET müzesi için söyleyeceğim belki de sayfalarca sürecek düşüncelerim olacaktır. Ama özetlemem gerektiğini düşündüğüm konular;
- Mutlaka önden müzenin haritası , müzenin bölümleri , her bölümde hangi sergilerin yer aldığını bilmek önemli ..
- Merak ettiğiniz dönem/ tarih / sanat eserleri varsa mutlaka bunların listenin başında işaretlenmesi ve müzeyi bu sıralamaya göre gezmek önemli…
- Müzeyi daha önce gezmiş , özellikle daha şöhret olmuş eserlerin neler olduğunu , bunların tarihçelerini önden çalışmak ve müzeyi bu ön çalışma ile gezmek önemli…
- Müze içerisine yemek sokmak yasak idi.. Minik atıştırmalıklara ses çıkarmamışlardı.. Mutlaka yanınıza minik enerji veren atıştırmalık almak önemli…
- Bir noktadan sonra da müze gezisini olağan akışına bırakıp yeni açılan kapının ardından hangi uygarlığa ait hangi eser çıkacak süprizi ile dolaşmanın da tadına varmak önemli..
- Veee en son önemli nokta , mutlaka rahat ayakkabı ile gitmek 🙂 Ayak numaranız müze gezisi sonrası kesinlikle 1 numara büyüyor garanti verebilirim …

Müzenin büyüklüğünden dolayı bir günde her eseri görmek gibi bir durum söz konusu olamadığı için görmeyi daha çok istediğimiz eserlerden başlayıp maksimum fayda ile müzeden yararlanmaya çalıştık..
Yaklaşık 4-5 saat müzede kalıp arada dinlenme molaları verip müzenin büyük bir kısmını diyemesem de önemli bir kısmını gezmeyi başardık 💪….

Akşam yemeğine kadar görmek istediğimiz birkaç bina vardı. Bunlardan biri Empire State binası , bir diğeri ise Grand Central Terminali idi.. Empire State binası yapıldığı 1931 yılında dünyanın en yüksek binası olarak tarihe geçmiş tabi daha ileriki yıllarda bu birinciliğini farklı birçok binalara kaptırmış 102 katlı ,1576 merdiven basamağına sahip bir yapı olarak biliniyor. Biz binanın üstüne çıkmadık ama bir daha New York’a yolum düşse mutlaka deneyimlemek isteyebilirim diye düşünüyorum.. Söylenene göre açık havada binanın tepesinden 80 mil mesafedeki 5 eyaletin ( New Jersey , Pensilvanya , Connecticut ve Massachusetts) görünebildiği. Ayrıca birçok Amerikan filmine ilham olmuş bir bina burası …

Bir diğer yer ise Grand Central Terminali . Burası hala aktif olarak hizmet veren ve tren platform sayısı itibarıyla dünyanın en büyük tren garlarından biri olarak biliniyor. Amerikanın favori mimari yapılarından biri olarak da bilinen bu tren garını görünce bizim Haydarpaşa garının da ne kadar kıymetli bir yapı olduğunu ve yıllardır restore edilemeyip bu güzeller güzeli kıymetli tarihi binanın heba edildiğini hissetmek üzücü oldu 🙁

Bu güzel ve bol sanat dolu günü lübnan mutfağı ile ün yapmış “İLİLİ Restaurant da akşam yemeği ile taçlandırdık..New York’ta özellikle akşam yemekleri için restoranlara rezervasyon yaptırılması gerekiyor. Mutlaka rezervasyon soruyorlar , restoranları boş bile olsa belli uygulamalar üzerinden o an rezervasyon yaptırmamızı talep ediyorlar.. Hatta çoğu restoranda belli saat aralıkları için rezervasyon yapılması talep ediliyor.. Böylece talep gören restoranlarda saat aralığına göre oturup restorandan hizmet almak mümkün olabiliyor… Güzel bir yemekten sonra New Yorkta kocaman plazaların arasında yürüyen minicik bir karınca gibi hissettmekten biraz uzaklaşıp bu sefer plazaların tepesinden bu renkli şehir nasıl ışıl ışıl görünüyor onu görmek için Times Square ve Bryant Park arasında yer alan St Cloud Rooftop ‘a yıldız gibi parlayan New York şehrini bu sefer devleşmiş gibi hissederek seyrettik 🙂 Kesinlikle New York ‘a gelince biraz da devleşmek için roofbar aktivitesini gezi planınıza ekleyin …..
Bu yorucu günü de tamamlamadık.. Yarın yeni günümüzde bakalım bizi hangi süprizler bekliyor….
5.GÜN -06/06/2022
Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık şehri olan ve dünyanın en kalabalık metropolitan alanlarından biri olan New York’un Manhattan bölgesinde yer alana 3382 dönüm alan içerisinde halka açık şahane bir park olan Central Parkta zaman geçireceğimiz , biraz turistik havadan çıkıp “New Yorker” (New Yorklu) gibi hissedeceğimiz bir gün olacak ….

Her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği bu park kuş gözlemcilerinin, bisikletçilerin, yaban hayatı meraklılarının, koşucuların, yürüyüşçülerin, bakıcıların, köpek sahiplerinin ve daha fazlasının sosyalleşmek , kamp yapmak ,tutkularıyla bağlantı kurmak için tercih ettiği bir yer burası .…

“Kazanmak istediğimiz şey huzur ve zihnin dinlenmesidir” düşüncesi ile 160 yıl önce peyzaj çalışmalarına başlanılmış park büyüyen bir şehrin tam kalbinde yer aldığı için herkese farklı özgürlük duygusu hissettirebilmesi amaçlanarak tasarlanmış. Gerçekten de bu kocaman dönüm alan içerisinde birey olarak hangi havayı solumak isterseniz onu bulmanız mümkün… Çimlik alanlar , su kütleleri , ormanlık alanlar ,hayvanlar , çeşitli bitki örtüleri , amerikan futbolu sahaları, piknik alanları , çocuk parkları , bisiklet parkurları , yoga /fitness etkinlikleri , buz pateni , konser ve tiyatro alanları ….
Sabah kahvaltısını Central Parkın girişinde yer alan “Le Pain Quotidien” cafede yaptık. Türkiyede de şubeleri olan kafenin kahvaltısı keyifli ve doyurucu idi ..
Sonrasında yine Central parkın giriş kapılarında yer alan bisiklet kiralama firmalarından birinden saatlik bisiklet kiraladık. Ve başladık bu peyzaj şaheseri parkı gezmeye.. Uzun, keyifli ve bazen de dik yokuşlu parkurlarından geçip biraz kondisyona ihtiyacımız olduğu sonucunu çıkardığımız bisiklet turumuzu tamamladıktan sonra da yaya olarak farklı birçok alanını görmek , çimlerde oturmak , amerikan futbolu maçlarını seyretmek , sincapları elimizle beslemek gibi birçok eğlenceli ve deşarj olunacak aktiviteleri yapmak ruhumuza çok iyi geldi…

Evet şimdi de biraz meşhur 5inci caddeyi gezme zamanı.. Bu cadde yaklaşık 10 km uzunlukta olan Harlem’deki Batı 143. Cadde’den Greenwich Village’taki Washington Square Park’a kadar devam eden bu cadde dünyanın en pahalı ve en iyi alışveriş caddeleri arasından sayılmakta.5inci caddede yer alan “The Plaza Hotel” i 1993 yılında gösterime giren Evde Tek Başına 2 filminde Kevin’ın farklı uçağa binip New York’a gelmesi ve inandırıcı yalanları sayesinde konakladığı otel ve bu oteli görmek de beni 9 yaşındaki günlerime götürdü 🐣

Biz bugün merak ettiğimiz 2 mekanı daha programımıza dahil etmek istedik. Biri hem kaldığımız otelimize , hem 5inci caddeye hem de Central Park’a yakın olması nedeniyle zamandan kazançlı olduğumuz ve gezmek istediğimizi MOMA ( Museum of Modern Art) müzesi.. MoMA’nın koleksiyonu 19. Yüzyılın sonlarından günümüze kadar uzanan ; 200bin’den fazla mimari , tasarım , çizim ,resim , heykel , fotoğraf, baskı , film ve elektronik medya eserlerinin sergilendiği modern ve çağdaş sanata adanmış küresel olarak en etkili kültürel kurumlardan biri olarak kabul ediliyor. Giriş için online ya da gişelerden bilet temin etmek gerekiyor. Sanat severlerin mutlaka görmesi gerekir ama derseniz bir gezide 1 müze gezisi yeter bana . O zaman tereddütsüz tercihi metropolitan müzesinden yana kullanmanız gerekir…


Damarlarımıza kadar sanat aşkıyla dolup taştıktan sonra New Yorktaki son akşam yemeğimiz için çok merak ettiğimiz ,müzik ve lezzetin bir arada olduğu bir mekandan yana kullanıyoruz… “STARDUST Diner”

Burası şarkı söyleyen garsonların hizmet verdiği, Amerikan klasiklerinden oluşan zengin menüsü olan, metro 1950’ler temalı bir restoran.Ayrıca Stardust Diner’ın şarkıcı garsonluk bölümünden mezun olan birçok kişi Broadway ve American Idol’da başarılı kariyerler yapmış. Brandon Ellis, Eric Michael Krop, Stephen Tyler Davis ve Alysha Umphress (Shirley), kariyerlerine Ellen’s Stardust Diner’da şarkıcı garsonluk yaparak başlayan başarılı şarkıcılardan bazıları. Bu restoran, şarkıcılar için bir üreme alanı olarak kabul ediliyor.. Ellen’s’ın eski personel üyeleri Avenue Q, Jersey Boys, The Lion King, South Pacific, In The Heights, On The Town, Wicked ve Godspell gibi hemen hemen her Broadway ve büyük off-Broadway müzikalinde rol almış ve almaya devam ediyormuş. Tabi her güzel şeyin bir zorluğu olduğu gibi bu restorana da uzun bir kuyruk bekleyerek girilebiliyor. Ve o kuyruk hiçbir zaman azalmıyor yani akşam değil de öğlen gideyim deseniz de kuyruk hep var 🙂 Ama beklemeye değer… Tabi eşiniz ya da beraberinizde sizinle seyahat eden arkadaşlarınızın da sabırsız ve açlığını yönetebilir olması kıymetli .. Yoksa bu kuyrukta niye bekliyoruz , gidelim , çok acıktım , daha ne kadar bekleyeceğiz .. bu kadar saat sıra mı beklenir gibi cümlelerini duymaya hazır olun 🙉
Vee her sokağında her anında heyecan uyandıran New York gezimizin son akşamını da tamamlamış bulunduk … Sihir gibi nasıl geçti günlerimiz anlamadan , tadı damağında kalır gibi bir gezi oldu …
6.GÜN – 07/06/2022
Bugün kürkçü dükkanına dönme günümüz. Uçağımız akşam saatinde olduğu için gündüz bir süreliğine de olsa biraz turlamak için vaktimiz var. Odamızı boşaltıp , bavullarımızı otelin bekleme odasına bırakıp otelimize yürüme mesafesinde olan 5inci cadde üzerinde birkaç rotaya uğradık. Bunlardan biri St. Patrick’s Cathedral , diğeri de Rockefeller Binası . Özellikle Rockefeller Binası kış dönemimde buz pateni etkinlikleri ve yaklaşım 23 metre uzunluğunda Noel ağacının süslenme etkinlikleri ile görülmeye değer bir nokta olmuş durumda. Ayrıca Rockefeller merkezinde keyifli kafelerde oturmak ve 19 büyük binadan oluşan bu yapıların içinde çalışan büyük bir ağı izlemek de farklı bir deneyim oldu …. Burası eminim ki kışın ve özellikle Noel döneminde çok daha ihtişamlı ve film karelerinden birinde yer alıyormuşuz hissini yaşatan bir yer…

Vee büyülü , rüya gibi bir gezinin sonu demeyelim de virgülü olması dileğiyle bu güzel şehri arkamızda bırakıp evimize dönüyoruz.. Yine yeniden görüşmek dileğiyle bu güzel şehre veda ediyoruz…