Yazıma başlamadan önce;
Bu yazım İtalya’nın Toskana bölgesinde izlediğimiz rotayı , gördüğümüz keyifli yerleri ve anı defterime eklediğim en güzel anları anlatmaktadır. Toskana’ya bir gün yolu düşecek herkese de yazımın yol gösterici olmasını dilerim.. Keyifli okumalar….
HATIRLATMA 1: İlk olarak kredi kartınızın yurtdışı harcamalarına açık olduğundan emin olun .Hatta kredi kartı ekstrenizin dolar ve euro ekstresi olarak oluşmasını mutlaka bankanızdan talep edin. Aksi durumda TL ekstre ile ilerlerseniz , yurtdışındaki harcamalarınız bankanın belirlediği daha yüksek kurdan Türk Lirasına çevrileceğinden gereksiz yere kur farkından dolayı fazla ödeme yapmış olursunuz. Ama ekstrenizi Euro olarak isterseniz ve ödemenizi de Euro olarak yaparsanız kurdan kaynaklı bir farka maruz kalmamış olursunuz.
HATIRLATMA 2: diğer önemli konu İnternet. İnternet özellikle araç ile farklı lokasyonları bulmak noktasında çok gerekli oluyor. Bunun için uygun yurtdışı hatları alabilirsiniz .Holafly veya benzeri yurtdışı hatlarını inceleyebilirsiniz. Biz sınırsız internet desteği sağladığı için Holafly’ı tercih ettik. Resmi internet sitesini de şuraya iliştireyim. https://esim.holafly.com/
1. GÜN
- Pegasus havayolu ile Sabiha Gökçen havaalanından saat 11:30 uçağı ile yolculuğumuz başlıyor. Yaklaşık 2 saat 40 dakika yolculuktan sonra Bologna havaalanına varıyoruz.
- Bologna Havaalanı , merkeze yaklaşık 6 km uzaklıkta bulunan , İtalya’nın turistik şehirlerindeki havaalanlarına göre daha sakin , küçük ve fiyat/fayda olarak daha uygun bir havalimanı. Türkiye’den İtalya’ya uçak fiyatlarına baktığınız zaman Bologna’nın daha uygun fiyatlı olduğunu göreceksiniz. Bunun en önemli nedenlerinden biri Roma, Floransa ya da Milano gibi şehirlerden daha az turistik akışın olması diyebiliriz.
- Havaalanında pasaport kontrolü için ailelere ayrı bir geçiş yapılmasının avantajından yararlanıp çok sıra beklemeden hızlıca kontrolden geçiyor ve İtalya topraklarına fiilen basmış olmanın verdiği mutluluk hissi ile gezimize başlıyoruz…
- Biz Toskana bölgesini araç ile gezmenin hem ailecek daha rahat olacağı hem de zamanı kendimize göre ayarlama lüksüne sahip olacağımızı düşündüğümüz için tercih ettik ve seyahate gelmeden bir buçuk ay öncesinden aracımızı kiraladık.
- Aracımızı RentalCars sitesi üzerinden kiraladık. İnternet sitesine https://www.rentalcars.com linkinden ulaşabilirsiniz. Eğer American Express kartınız varsa ekstra yüzde 10 indirim de uygulandığını belirtmek isterim. Tabi dönem dönem farklı kredi kartlarına farklı kampanyalar da yapıyor olabilirler. Takipte kalmakta fayda var diye düşünüyorum.
- Bologna Havaalanında pasaport kontrolünden sonra bagajlarımızı da teslim alıp çıkış kapısından geçtiğimizde araç kiralama firmasına ait stant direk karşımıza çıktı. Buradan rezervasyon sırasında gelen maildeki bilgilerimizi , pasaportumuzu ve aracı kullanacak kişinin sürücü belgesini beyan etmemiz gerekiyor. Hızlıca evrak kontrolü yapıldıktan sonra anahtarımızı teslim aldık ve aracımızı bulmak için otoparka geçiş yaptık. Araçların neredeyse tamamı havaalanı otoparkının en solundaki büyük alanda yer alıyor. İlgili alana geldiğimiz zaman karşımıza direk otopark krokisini gösteren bir harita çıktı. Bu haritadan aracımızın yerini hızlıca bulduk.
- Veeeee istikamet Floransa ( İtalyanca: Firenze) …. İlk günümüzde ilk durağımız güzeller güzeli bir şehir olan , Toskana bölgesinin başkenti Floransa.
- Bologna-Floransa arası araba ile yaklaşık olarak 1 saat 45 dakika sürüyor.. Bu rota içerisinde ücretli geçişler de bulunuyor..
- Otoban girişlerinde iki çeşit giriş kapıları bulunuyor. Otomatik geçiş sistemine sahip araçlarda ‘’Telepass müşterileri için ayrılmıştır’’ yazılı tabelalar bulunuyor. Eğer aracınızda otomatik geçiş sistemi varsa (araç teslim alınırken sorulabilir) bu geçişi kullanmak mümkün.

- Genellikle kiralık araçlarda otomatik geçiş sistemi olmuyor . Gişelerden bilet alıp geçmek gerekiyor. Bilet kesilen girişlerinde ise aşağıda görünen gibi bilet temin ediliyor. Bu ekran görüntüsü yolculuğumuz dönüşünde bizde kalan bir otoban bileti örneği 😊

- Otobanda hız limiti olduğunu belirtmek isterim. Yolcuğumuz sırasında ‘’googlemaps’’ uygulamasını kullandık. Ve bayağı memnun kaldık diyebilirim. Hız limitlerini , yolda yer alan sabit radarları önden gösteriyor olması çok önemli diye düşünüyorum.
- Otoban çıkışlarında kredi kartı ile ödeme yapmamız da mümkündü. Bunun için çıkış bantlarında kredi kartı resmi olan alanları tercih etmek gerekiyor. Büyük çoğunlukla gişelerde memur olmuyor. Ama herhangi bir sorun yaşadığınızda kameralardan fark edip hemen gişeden sesleniyorlar. Bizim Bologna’dan çıkarken aldığımız bilet Floransa otoban çıkışında çalışmadı. Gişe memuru da ingilizce bilmiyordu . İlk etapta anlaşmak biraz zor oldu ama sonrasında biz Bologna’dan geldiğimizi söyleyince kendisi kredi kartı ya da nakit mi diye sorup hızlıca sorunu çözdü.

- Yaklaşık 1 saat 45 dakikalık yolculuğumuzdan sonra güzeller güzeli şehir Floransadayız.

- Floransa’da ‘’Hotel Villa Betania’’ ‘da 2 gün konakladık. Otelin websitesini de şuraya ekleyeyim unutmadan 😊 https://www.hotelvillabetania.it/
- Araç ile Floransa’da konaklamak biraz sıkıntılı bir süreç. Merkeze çok yakın olan otellerin kendilerine ait otoparkları bulunmuyor. Ayrıca İtalya’nın bir çok turistik şehir merkezleri ZTL alanı olarak belirlenmiş. ZTL nin açılımı ‘’Zone a Traffico Limitato’’ yani kısıtlı trafik bölgesi. İtalyan şehirlerinin ZTL yani trafiğe kısıtlı bölgelerine giriş ve çıkışlarda daima tabelalarla uyarılar bulunuyor.. Tabela beyaz arkaplanlı kırmızı bir daire olarak diğer trafik tabela ve işaretleri şeklinde yerleştirilmiş oluyor.

- Bu bölgelerde ayrıca kameralarla izleme de yapılıyor. İzinsiz girişlerde plakaya otomatik olarak trafik cezası yazılıyor. Eğer kalınacak otel ZTL alanı içerisinde yer alıyorsa , otele önceden plaka bilgisi verilmesi gerekiyor ki otel gerekli kayıtları yapsın ve sıkıntısız bu alana giriş-çıkış yapılabilsin.
- Biz açıkçası ZTL alanda konaklamakta bu tarz bildirimler bulunduğu için ve otellere ait özel otopark alanları da bulunmadığı için ( genelde otele yakın farklı bir park alanına oteller yönlendiriyor) , ZTL alanı dışında bulunan ve merkeze de yakın olan bir otel tercih etmek istedik. Ayrıca kendisine ait geniş ve güvenlikli de bir otoparkı olması bize cazip gelen bir diğer özelliği oldu.
- Otelimize vardığımızda bizi çok keyifli kocaman bir bahçe karşıladı ve otelin görseli , avlusu , ağaçları Toskana bölgesine geldiğimizi hissettirdi bize..
- Bavulları odaya bırakıp hemen Floransa sokaklarına attık kendimizi..
- Aşağıdaki Floransa haritasını otelden aldık. Sol alt kırmızı ile işaretlediğim kısım Otelin bulunduğu yeri gösteriyor. Ve yokuş aşağı yaklaşık 25-30 dk yürüyüş ile Ponte Vecchio köprüsüne varılabiliyor. Biz ilk günün enerjisi ile ailecek yürüyüş yapıp bu güzel yeşilliklerle dolu yolun keyfini çıkararak merkezi yerlere yürüdük. (Arada daha yolumuz var mı ? Ben yoruldum sesleri gelmedi değil 😊)

- Uçağın rötar yapması nedeniyle ilk gün yaklaşık olarak beklentimizden 2 saat geç Floransa’ya vardık. Saat 16:30 gibi otele varıp ancak şehir merkezine kendimizi atmamız 17:30-18:00’i buldu.. Ama Floransa her saati güzel bir şehir olduğu için sokaklarında kaybolmak bile keyifli .
- İlk durağımız Ponte Vecchio Köprüsü… Şehrin en fotojenik yeri olmasının yanında günün her saati ayrı bir havası olması nedeniyle de çok fazla ilgi gören bir köprü. Köprünün tarihinin 996 yılına kadar gittiği söylenmekte. Köprü Arno nehri üzerinde çok sayıda hediyelik eşya dükkanı ve kuyumcu dükkanını üzerinde barındırıyor. Tabii bu mağazaların büyük bir bölümü , şehirdeki en pahalı mekanlar olsa da göz atmaya değer yerler.
- Köprüde bol bol fotoğraf çektikten sonra Piazza Della Republica’ya doğru yürümeye devam ettik.
- Yolumuzun üzerinde şahane dondurmacılar vardı. Biz ilk tercihimizi Venchi’den yana kullandık. Dondurmaları gerçekten çok iyi diyebilirim.

- Piazza Della Republica yani Floransa’nın cumhuriyet meydanı gece gündüz şehrin en hareketli yeri. Birbirinden kaliteli kafeleri bulunan bu meydanda müzisyenler ve sokak sanatçıları da mutlaka günün her saati oluyor. Biz de akordeonu ile çok keyifli müzik çalan sokak sanatçısına denk geldik ve italyan gençlerin dansları ile eğlenceye renk kattığı bir an yaşamış olduk .Ayrıca bu meydanın simgesi haline gelmiş atlı karıncanın resmini çekmeyi de ihmal etmedik 🫶
- Akşam yemeği için çok tavsiye edilen Trattoria Za Za restoranına rezervasyon yaptırmıştık . Açıkçası çok tavsiye edebileceğim bir yer olmadı. Nedeni: Fazla turistlik, Arap şarkılarına kadar İtalyan şarkısı dışında her dilde şarkının çaldığı, kısacası İtalyanların geleneksel restoran kültürlerinin çok dışında bir restoran olması diyebilirim . Garsonlarından, yemeklerinden ve şarkılarından hiç memnun kalmadık. Bir de bir yemek mekanında ne kadar uzakdoğulu varsa o mekan geleneksel yapısından çok turistik yapısı kuvvetli bir mekana dönüyor 😊
- İlk günümüzü tamamlayıp taksiyle otelimize döndük.
2. GÜN
- Otelimiz kahvaltı dahil konsept idi. Sabah keyifli bir kahvaltı yaptık. Gayet yeterli kahvaltı seçeneği sunan bir otel diyebilirim. ( Meyvesinden , yumurtasına , sıcak kruvasandan , güzel keklere , kahve çeşitlerinden taze sıkılmış meyve sularına kadar seçeneğimiz vardı.)
- 2inci günümüzün ilk rotası “Uffizi Galerisi” ile başladı . İtalya seyahatimiz öncesinde “GetYourGuide.com” sitesi üzerinden biletlerimizi aldık. Bilet alırken müzeyi ziyaret etmeyi düşündüğümüz saat aralığı da belirtmemiz gerekiyor. Biz 09:45 olarak planladık .Saat aralığı özellikle yüksek turist sezonlarında aşırı yoğunluk olması nedeniyle önemli. Genel olarak sabahın erken saatlerinde müzeyi ziyaret etmenin daha rahat olduğu yorumlarda yer alan bilgi diyebilirim.

- Müzede, Botticelli , Da Vinci , Michelangelo , Titian ve Raphael gibi sanatçıların muazzam rönesans sanatı koleksiyonlarını görme şansımız oldu.
- Uffizi Galerisinin resmi internet sitesinde (https://www.uffizi.it/en/pages/uffizi-kids) çocuk etkinlikleri sekmesinde “Flowers at the Uffizi” ve “Monsters in Art” adında iki farklı harita mevcut. Bu haritaları telefonlara indirip , çocukların eserler arasında gizlenmiş canavarları ve çiçekleri bulmalarını sağlamak da keyifli bir etkinlik oldu bizim için.
- Ayrıca telefonlarımıza ‘’Google Translate’’ uygulamasını da indirmiştik. Çocuklar bu uygulamayı da kullanıp kamera ile eserlerin açıklamalarının Türkçelerini okuma fırsatı buldular. Ve bu durum birçok eseri daha dikkatli incelemelerine ve daha hevesle müzeyi gezmelerine neden oldu.
- Uzun bir müze gezisinden sonra karnımızın açlığını bastırmak için “All’Antico Vinaio” ‘nın sırasında bulduk kendimizi. Ayaküstü yenebilecek atıştırmalıklarda gerçekten çok doğru ve lezzetli bir mekan diyebiliriz. Ama bizim burada yaptığımız yanlış hem sandviçi rahatça yiyebilmek hem de gerçekten çok doyurucu olması nedeniyle çeyrek dilim sandviç hazırlatma şansımızın da olduğunu biraz geç fark etmemiz oldu.
- Evet karnımızda doyduysa şimdi istikamet “Piazza Del Duomo” meydanı. Bu meydan için şehrin dini ve manevi merkezi diyebiliriz.Bu meydanda Floransa Katedrali , hemen yanı başında Aziz Giovanni Vaftizhanesi ( Battistero di San Giovanni) ve Giotto’nun Çan Kulesi ( Campanile di Giotto) yer alıyor. Biz Katedralin içerisini hızlıca gezdik ama dışarıdan görüntüsü içeriye oranla çok çok daha güzel diyebilirim. Gündüz ayrı güzellikte , gece ışıklandırması ile de ayrıca görülesi güzellikte.

- Bir de tabi “Piazza Del Duomo” meydanında “Fiorentina Store” a uğramak istemiştik ama maalesef gittiğimizde kapalı idi. (Bir Batistuta forması borcumuz var 😉)
- Daha sonra şehrin bir başka ünlü ve tarihi meydanından biri olan “Piazza Del Signoria” ya doğru ilerliyoruz. Bu meydanda Vecchio Sarayı , ünlü Neptün Çeşmesi ve meydanın ana ikonu olan Davut Heykeli bulunuyor. Ayrıca birçok eşsiz rönesans heykellerine de ev sahipliği yapan bir meydan diyebilirim.
- Vee son durağımız çocuklarla da keyifle gezilebilecek , Floransa’da gezilecek müzeler arasında listenin ilk sırasını alabilecek “Museo Galileo” . Dünya’nın en önemli bilimsel koleksiyonlarından birine sahip olan müze rönesans döneminden 19. Yüzyıla kadar 500 yıllık icatlar , enstrümanlar barındırıyor. Tarihin ve bilimin bu kadar kıymetli olduğu şehirleri görünce insan kendi ülkemizde ne kadar geride kaldığımızı ve daha bilmediğimiz ne kadar çok şey olduğunu görüyor. Bizlere öğretilen veya maalesef öğretilemeyen ama dünya tarihine/bilimine ışık tutmuş o kadar çok icadın olduğunu görünce bunları sadece kitaplarda ya da müzelerde ziyaret ediyor olmamızın burukluğunu da yaşamıyor değiliz.

- Çocuklar için de müzenin sonlarına doğru küçük bilimsel deneyler yapabilecekleri odalar yer alıyor. Müzede 2 saatten fazla zaman geçirdik..
- Müzeden çıktığımızda hava kararmıştı. Müze Arno Nehrinin hemen kıyısında Ponte Vecchio köprüsüne çok yakın bir konumda. Bu nedenle müze çıkışında da güzeller güzeli Floransa’nın akşam ışıklı halini görmek ve bol bol resim çekmek için şansımız oldu.
- Akşam yemeği için biz “L’Osteria di Giovanni” restoranını tercih ettik. Restoranın bulunduğu konum daha az turistik ve daha çok Floransa’da yaşayan insanların tercih ettiği bir yerde bulunuyor. Biz restorana girmeden önce Villa Delle Spada sokağı üzerinde büfe tarzında bir mekanda ( bakkal görünümlü içinde fıçı bira veya kadeh şarap içilen bir mekan) kısa bir mola verdik ve gözlemlediğimiz kadarıyla yerel halkın da iş çıkışı ayakta hem sosyalleşip hem de kısa bir mola verdiği noktalar olduğunu gördük.
- Booking.com , OpenTable benzeri siteleri İtalyanların pek kullanmadığını fark ettik. Restoranlara rezervasyon yaptırmak için ya kendi internet siteleri üzerinden rezervasyon oluşturduk ya da telefon ile arayıp rezervasyon yaptırdık.
- “L’Osteria di Giovanni” geleneksel bir toskana lokantası ve keyifli bir aile işletmesi. Aparatif sunumları , ana yemekleri ve kendilerine ait şaraplarından çok memnun kaldık. Özellikle pişiye benzer verdikleri Panzerotti çocukların favori yemeği oldu. Bir tabak yetmedi 2,3 tabak gidip geldi masaya 😊
- Ve 2inci günümüzün de sonuna gelmiştik artık. Otelimize gidip dinlenme moduna geçtik.
3. GÜN
- Ve yeni gün yeni maceralar …. Sabah 8 gibi otelde kahvaltımızı yapıp check out işlemlerimizi de tamamladıktan sonra bavullarımızı aracımıza koyup ilk olarak Floransa’yı kuş bakışı göreceğimiz “Piazzale Michelangelo” meydanına gittik. Araç ile otelden yaklaşık 8-9 dk sürüyor ve meydanın hemen önünde aracımızı park edip muhteşem Floransa manzarasını seyrettik ve bol bol fotoğraf çektik. Biz sabah saatindeki manzarasını gördük ama akşamüzeri gün batımında da şarap eşliğinde seyretmek çok keyifli olacaktır.

- Floransa’ya kısa bir hoşça kal deyip istikametimizi Toskana bölgesinin Val d’Orcia Kasabalarına çevirdik. İlk durağımız “Cortona”
- Floransa – Cortona arası yaklaşık 1 saat 36 dk sürüyor. Yol üzerinde ara ara ücretli geçişler bulunuyor.
- Ve merhaba Cortona….

- Cortona, İtalya’nın Toskana bölgesine bağlı Arezoo ilinde yer alan bir kasaba. Cortona kasabası tepelik bir alanda yer alan tipik bir ortaçağ kasabası. Ve yapılarını o kadar güzel korumuşlarki , surlar arasında saklanmış bu eski şehre adımımızı attığımız an kendimizi sanki Ortaçağ döneminde bir sahnenin içerisinde hissettik.
- Eski şehir olarak tabir edeceğimiz surlar arasında kalmış tepelik kasabanın girişi de diğer birçok İtalyan turistik merkezleri gibi ZTL alanı olarak belirlenmiş. Araba trafiğine kapalı bölgeler. Ancak kapılardaki ZTL uyarıları kırmızı renkten yeşil renge geçerse araç ile giriş yapılabiliyormuş ama biz riske girmek istemedik , her sur kapısının önünde otopark alanları mevcut idi ve aracımızı bu alana bırakıp surlar içindeki bu gizemli ortaçağ kasabasını gezmeye başladık.
- Otopark için bir minik uyarıda daha bulunmak isterim. Birçok otopark alanında minik ödeme makineleri bulunuyor. Bu makinelerden aracın plakasını girip kaç dakika otoparkı kullanacağınızı seçip kredi kartı ya da nakit ödeme yapabiliyorsunuz. Makinenin verdiği fişi de mutlaka aracın iç ön camına koymak gerekiyor ki ödeme yapıldığının ispatı olarak dursun ve ceza yazılmasın. 😉
- Gelelim Cortona kasabasına. Burası da çoğu Toskana şehirleri gibi Etrüskler tarafından kurulmuş bir şehir ve tarihi taa M.Ö. 4. Yüzyıla uzanıyor. Küçük olmasına rağmen ziyaret edilecek pek çok noktası mevcut. Piskoposluk Müzesi , Santa Margherita Bazilikası , Madonna Del Calcinaio , Palazzo Comunale , Grifalco Kalesi bazıları.

- Cortona, Montepulciano ve Montalcino’ya yakın konumda yer alıyor ve haliyle kırmızı şarap konusunda leziz seçenekler sunan bir yer. Küçük şarap dükkanları ve el yapımı ürünler satan çok şirin dükkanlarla dolu.

- Biz yaklaşık 1 saat gibi şehri dolaştıktan sonra öğle yemeği için Piazza Luca Signorelli meydanına yakın konumda olan yerel bir pizzacıda mola verdik. Sezon dışı dönemlerde birçok restoranları / dondurmacıları kapalı idi. O nedenle alternatifimiz çok yoktu.Biz Trattoria Pizzeria Croce del Travaglio ‘yu tercih ettik. Restoranın garsonu inanılmaz sıcak kanlı ve güleryüzlü biri idi ama yemekleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Standart bir mekan diyebilirim. Dediğim gibi sezon dışında olduğumuz için çok daha ün salmış bir çok restoranı kapalı idi .
- Bir de yeri gelmişken hatırlatmak isterim. İtalya’da birçok Avrupa şehrindeki restoranlarda da olduğu için 14:30 dan sonra restoranlar akşam saatlerine hazırlık için kapalı oluyorlar. Özellikle öğle saatlerinde yemek molası verme zorunluluğu olması durumunda bu ayrıntıyı gözden kaçırmamak iyi olacaktır.
- Cortona turumuzun sonuna gelip istimaketimizi çok merak ettiğimiz bir diğer Val d’Orcia kasabası ve şahane şarapları ile ünlü Montepulciano’ya çeviriyoruz.
- Cortona – Montepulciano arası araba ile yaklaşık 30 dk sürüyor. Ve yol üzerinde Toskana bölgesinin güzelliklerine şahit oluyoruz. Toskana deyince şarap bağları ve selvi ağaçları geliyor insanın aklına ve gerçekten yol boyunca da bu manzaraya sık sık rastlamak mümkün. Yeter ki etrafa gerçekten bakabilmeyi bilelim 😊

- Ve geldik merakla görmek istediğimiz Montepulciano’ya…. Floransa ve Cortona’da bahsettiğim gibi ZTL bölgesi durumu burada da mevcut. Biz aracımızı aşağıda harita üzerinde de görülen P1 park alanına bırakıp ödememizi yaptık ve surlarla çevrili tepeye kurulmuş bu küçük Ortaçağ kentini gezmeye başladık.

- Montepulciano , Siena şehrine bağlı , Orta Çağ ve Rönesans kasabası denilebilecek bir komün. Mimari geçmişi 16. Yüzyıla uzanıyor ve manzarası kartpostalları aratmayacak güzellikte. Montepulciano’nun geçim kaynağı şarapçılık ve Montepulciano şarapları için “Aristokratların şaraplarının üreticisi” de deniliyor . Gezi esnasında birçok şarap imalathanelerine rastlamak mümkün.
- Gurme turizmine de ev sahipliği yapan bu bölgede birbirinden kaliteli ve iddialı restoranlara ve şaraplara rastlamak mümkün.
- Biz “Ercolani Winery” şarap evini dolaşmayı tercih ettik. İlk olarak ücretsiz şarap mahzenlerini gezme şansınız oluyor , minik bir mahzen turu yaptıktan sonra tadım bölümüne çıktık. Burada da yaklaşık 5 çeşit şarap tadımı yaptık. Tadım esnasında minik lezzetli atıştırmalıklar da verdiler. Burada şarap severlerin kullandığı Vivino uygulamasında 4.1 puan almış Vito Nobile di Montepulciano Riserva 2019 şarabını aldık. Şarap almadan önce bu uygulamadan puanına ve fiyat fayda mantığına mutlaka bakarız. (https://www.vivino.com/ )


- Elimizde harita sokaklarında kaybolmaya başladık bu güzel kentin içinde. Her çıkan sokakta efsane karelere denk gelmenin garanti olduğu bir yer burası . Ana meydanı “Piazza Grande” , “ Palazzo del
- Comune” , “Torre di Pulcinella” şehrin keyifli görünesi alanlarından bazıları.
- Montepulciano’nu gün batımına denk gelmenin ve havada bir gram bulut olmamasının şansı ile güneşin batışına tanık olmak muhteşem bir görsel şov oldu. Kim bilir kimler bu şehirde zamanında yaşadı , nelere şahit oldu ama o güneş hep bu şehrin üzerine doğru ve şehrin üzerinden aynı güzellikte battı. Geçmişini bu kadar güzel korumaları , sokaklarında dolaşırken ortaçağda yaşıyormuşsun hissini yaşamak gerçekten İtalyanlardan örnek alınması gereken ve alkışlanacak bir davranış.. Tarihine sahip çıkmak sözle değil böyle gözü gibi koruyarak oluyor demek ki.
- Evet Montepulciano’da güneşi de batırdığımıza göre artık yavaş yavaş bu güzel mistik şehre veda etme vaktimiz geldi. Çocukların da yorulduk sesleri duyulmaya başladığına göre , aracımıza binip 2 gün konaklayacağımız ve merak ettiğimiz bir diğer Toskana şehri olan Siena’ya doğru yola çıkma vakti.
- Montepulciano- Siena arası yaklaşık 40-45 dk sürdü. Yolun durumunu anlatmak isterdim ama karanlık olduğu için manzara anlamında gördüğümüz bir şey olmadı 😊
- Siena’da “Four Points by Sheraton Siena” oteline oda+kahvaltı rezervasyon yaptırmıştık. Otelin konumundan, personelin yaklaşımından, kahvaltı çeşitliliğinden memnun kaldık . Otelin sitesini de şuraya iliştireyim. ( https://www.marriott.com/en-us/hotels/flrfp-four-points-siena )
- Akşam saat 18.00-19.00 gibi otele varıp , odamıza yerleştik. Minik bir dinlenme ve sonrasında Siena’nın akşamını görmek için tekrar aldık elimize Siena haritasını ve düştük yine yollara 😊
- Otel ile eski şehir arası araba ile 7-8 dk sürüyor. Siena’nın da merkezi ZTL alanı olarak belirlenmiş ama merkeze çok yakın birçok park alanı olması aracı rahatça park edip kolayca merkeze gidebilme fırsatı sağlıyor.
- Karnımızın zil çalması ve yorgunluğun artık hissedilir dereceye çıktığı anda çok hızlı bir karar ile Siena’nın en güzel meydanında yer alan “Ristorante Al Mangia” restoranına kendimizi attık.
- Aslında restoran listemizde olmayan bir mekan idi , ama birkaç restoran rezervasyonumuz olmadığı için ( içi bomboş da olsa ) bizi kabul edemeyeceğini söyleyince biz de bu restorana attık kendimizi. İlk etapta acaba çok turistik bir mekana mı girdik diye bir tedirgin olsak da bizden sonra İtalyan iki aile grubu da restoranı tercih edince ve yemeklerin lezzetini görünce bir ohh çektik … Kesinlikle tavsiye edeceğim son dakika restoranı diyebilirim. Olur da yolumuz bir daha Siena’ya düşer ve önden restoran rezervasyonu yaptırma şansımız olmazsa mutlaka tekrar ziyaret ederim. ( Bu restoranı ailecek şöyle anacağız ; İtalyan arkadaş gruplarının en yüksek tonda muhabbet ettiği mekan )
- Evet bir günü daha geride bırakmanın verdiği yorgunluk ve yeni yerler görmenin eğlencesi ile otelimize döndük ve dinlenme moduna geçtik. Çünkü yarında bizi çok güzel ve merak dolu yerler bekliyor…
4. GÜN
- Yeni güne sabah 8 gibi otelimizin keyifli ve bol çeşitli kahvaltısı ile başlıyoruz. Bugün de çok merak ettiğimiz bir yere “San Gimignano” ya doğru rotamızı çeviriyoruz. Siena-San Gimignano arası yaklaşık 50 dk sürüyor. Yol üstünde İtalya’nın çok verimli üzüm bağlarına adım başı rastlamak mümkün..
- San Gimignano da ZTL alanı olan bir yer. Ve etrafı surlarla çevrili olan bu muhteşem kentin çok yakınlarında park edilecek ücretli alanlar bulunuyor. Ve dilerseniz nakit dilerseniz kredi kartı ile ödemeyi rahatlıkla yapabiliyorsunuz.
- Kuzeyden Roma’ya seyahat eden tüccarların tarih boyu hep uğrak yeri olmuş San Gimignano. Via Francigena yolu üzerinde özellikle tüccar ve hac yolcularının geçiş yolu üzerinde olması nedeniyle de zaman içinde zenginleşmiş ve gelişmiş bir kasaba. Orta Çağ döneminde zenginlik göstergesi olarak inşa edilmiş kuleler şimdilerde şehrin en önemli sembolleri olmuş. Fakat şehrin en ihtişamlı dönemlerinde 72 adet olan kulelerden günümüze 14 tanesi ayakta kalmış ve Unesco Dünya Mirası listesine girmiş.

- Kasabanın içerisine girdiğimiz an insanı hayran bırakan güzellikte yapılar , sokaklar , dükkanlar , meydanlar ve o meşhur kuleleri ile karşılaştık.
- Çok orijinal bir kasaba San Gimignano.
- Piazza del Duomo , kasabanın kalbi denilecek bir yer. Kafelerinde mola verilebilir , Katedralin merdivenlerinde dinlenip bol bol resim çekilebilir , ziyarete açık tek kula olan Torre Grossa ziyaret edilebilir . Ayrıca Chigi Kulesi , Ragnosa Kulesi ve Salvucci’nin ikiz kulelerinin hikayeleri okunup kuleler keyifle izlenebilir.
- Biz Torre Grossa kulesine çıkmaktan yana kullandık seçeneğimizi. Tüm kulelerin en yükseği olan yaklaşık 55 metre yükseklikte olan bu kulenin en tepesine çıkmayı başardığımız an şahane kasaba manzarası ile nutkumuz tutuldu … Toskana’nın güzel bitki örtüsü ve tüm eski kasaba ayaklarımızın altında gibi sanki .. Çocuklarında çok keyifle ve merakla tırmandığı bir anı oldu ..

- San Gimignano’nun bir diğer önemli özelliği dondurması ile de meşhur bir yer olması . Özellikle tavsiye listesinde ilk sırada yer alan ve birçok şampiyonluğu ile tescillenmiş “Gelateria Dondoli” yi merakla denemek istiyorduk ama bir gittik ki ne görelim . Kapı duvar. Meğer sezon arası olması nedeniyle kapalı olduğuna dair kapısında bir not .. ☹ Bizim için biraz hayal kırıklığı oldu ama demokraside çareler tükenmez dedik ve kapı komşusu olan “Caffetteria Gelateria dell’Olmo” nun dondurmasını tadalım dedik. Crema di Santa Fina ( Safranlı ve Burbonlu ) dondurma bu bölgeye özel bir dondurma çeşidi imiş. Tercihlerimiz arasında yer aldı. Denenebilir ama bayıldık öldük bittik şahane diyemeyiz 😊
- San Gimignano’ya gelmişken güzel bir dilim pizza ve yanında güzel bir San Gimignano şarabı içilmeden ayrılmak doğru olmaz.
- Biz tercihimizi “RiccaPizza” dan yana kullandık. Sıcak sıcak yeni çıkmış pizzaları ve bize tadımlık olarak verdiği yerel şarabı ile karnımızı doyurduk. Ayrıca restoranın sahibinin Türk birçok arkadaşı varmış. Birçok Türkçe kelimede bildiği için keyifli muhabbet etme şansımız oldu. Hatta Türk şaraplarının da gayet kaliteli olduğundan ve İtalya’nın şarap diyarı bu Toskana bölgesinde bile Türk şaraplarının satıldığından bahsetmesi bizi hem şaşırttı hem de gururlandırdı 😊
- San Gimignano’ya ait Carmina Chianti Colli Reserve 2020 şarabı , trüflü lezzet dolu makarnası ve klasik magnet alışverişimizden sonra diğer rotamız olan Pisa ‘ya doğru yola çıktık. Ama şunu söylemeliyim ki San Gimignano gerçekten görünmesi gereken çok keyifli bir kasaba….
- San Gimignano- Pisa şehri arası yaklaşık 35 dk sürdü. Açıkçası Pisa şehrini en çok çocuklar merak ettiği için tercih ettik. Yoksa tamamen şişirilmiş bir şehir. Fazla göç almış ve İtalyan nüfusun dışında çok fazla Afrika , Pakistan ve Hindistan kökenli insanların yaşadığı bir şehir olmasının etkisiyle yozlaşmışlık etkisini çok fazla hissettiriyor.
- Pisa’da çok fazla zaman kaybetmek istemediğimiz için en önemli meydanlarından olan Piazza del Duomo da yer alan “Battistero di San Giovanni” (Pisa Vaftizhanesi ) , “Duomo di Pisa (Pisa Kathedrali) ve “Tower of Pisa” (Pisa Kulesi) ni gezdik. Bu meydana en güzel eserlerin bir arada yer almasından dolayı “Mucizeler Meydanı” da deniliyormuş.
- Pisa Vaftizhanesi “Battistero di San Giovanni” 1152 yılında yapımına başlanan ve tam 211 yıl yapımı sürmüş bir bina. İtalyadaki en büyük vaftizhane sayılan Pisa Vaftizhanesi Aziz Yahya’ya adanmış ve tepesi onun heykeliyle taçlandırılmış bir yapı.
- Vaftizhane Romanesk ve Gotik tarzda inşa edilmiş ve Bizans ve İslam kültürünün de etkisinin görüldüğü bir yapı. Vaftizhane de Pisa Kulesi’yle aynı alanda yer aldığı için zeminin kusurlu toprağından etkilenmiş ve çok hafif derecede eğilmiş. Ancak bu eğilme Pisa kulesi gibi gözle görülür derecede fark edilen durumda değil.
- Vaftizhane içinde en çok ilgi gören eser Nicola Pisano’nun 1260 yılında yaptığı mermer vaiz kürsüsü.
- Mucizeler meydanındaki bir diğer görkemli yapı Duoma di Pisa Kathedrali. 1063 yılında yapımına başlanan kathedralin 12.yüzyıldan kalma ve değişik motiflerle süslenmiş ön cephesi gerçekten görülmeye değer görsellikte. Kathedralin duvarları da Carrara mermeri denilen beyaz parlak mermerle yapıldığı için görüntü olarak bakmaya doyulamayan bir yapı diyebilirim. Hatta yapının mimarı Buscheto kathedralin sol uçtaki kemerine “Bu mermer kilisenin bir eşi yoktur “ diye de haklı bir cümle yazmış. Kathedral ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.
- Ve gelelim İtalya’nın simgelerinden biri olan Pisa Kulesine.

- Mucizeler meydanına girdiğimiz an Pisa kulesini görmek gülümseme ve mutluluk hissi verdi diyebilirim. Evet İtalya denilince hangi tur içeriklerine baksak ya da hangi İtalya videolarına baksak mutlaka Pisa kulesi görseli ile karşılaşırız ve çok da aşina olduğumuz bir görsel olduğu için açıkçası Pisa kulesini canlı gördüğümde çok bir hissiyat oluşturmaz diye düşünmüştüm. Ama görür görmez “vay be gerçekten yamukmuşsun “ deme ve canlı gördüğüm için mutlu hissetmek gibi bir süreci dibine kadar yaşadım. 😊
- Ama bir süre sonra etraftaki insanların Pisa kulesinin fotoğrafını çekmek için katlandığı tuhaf poz verme maceralarını gördükçe “yok artık abartmasanız mı ?” Demek istiyor insan. Özellikle uzak doğulu arkadaşların inanılmaz poz verme çabalarına bakmaktan zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık 😊
- Kule 1063 yılında yapılmış , 56 metre yüksekliğinde 294 basamaklı kulenin tepesine çıkarak şehri seyretmek mümkün .Kişi başı kuleye giriş ücreti 25 euro. Fakat fiyat-fayda ekseninde düşününce o parayı verip de çıkmanın açıkçası çok büyük bir etkisi olacağını düşünmediğimiz için biz dışından bakmayı tercih ettik.
- Kule ilk 5 yılını gayet düz olarak geçirdikten sonra temelinin oturduğu zeminin killi yapısının ağırlığına ve basınca dayanamaması nedeniyle çökmeye başlamış. Her yıl milimetrenin onda yedisi yadar ( yaklaşık olarak yüz yılda 7cm yapıyor) eğilmeye devam ediyormuş. Restorasyonlarla ve ağırlık merkezinin dengelenmesi ile kule ayakta kalmaya devam ediyormuş.
- Kule Rönesans’ın bilimsel devrimine büyük katkıda bulunmuş , kendisine “gözlemsel astronominin babası”, “modern fiziğin babası” ve “bilimin babası” gibi isimler takılmış Galilei Galileo’nun doğduğu Pisa şehrine veda edip , rotamızı çok merak ettiğimiz bir diğer şehir olan “Lucca” ya doğru çeviriyoruz.
- Aslında tur rotamızda Lucca şehri yoktu. Merak ettiğimiz bir yer idi ama konumu nedeniyle zamanımız kalır mı emin olamadığımız için farklı bir zamanda belki gider görürüz diye tur listemizden çıkarmış ama aklımızın da bir köşesinde kalmış bir yer idi . Pisa’da çok vakit geçirmek istemediğimiz için ani bir karar ile Lucca’yı da görmeye karar verdik .
- Pisa-Lucca arası yaklaşık 1 saat sürdü . Gördüğümüz diğer Toskana kentlerine göre Lucca düzlükte kurulmuş olan bir İtalyan kenti. Rönesans döneminden kalma oldukça iyi korunmuş şehir , surları ile ünlü diyebiliriz.

- ZTL alanı olması nedeniyle surların içerisine girmeden uygun olan park alanlarından birine aracımızı bırakıp park istasyonundan araç plakasını ve kalacağımız saati girerek ödememizi yaptık ve ödeme kartımızı aracımızın iç ön camına koymayı ihmal etmedik.
- Lucca’nın surlarından içeri girip eski şehri gezmeye başladığımızda hava hafiften kararmaya başlamıştı ama etraf inanılmaz kalabalık ve cıvıl cıvıldı .Ama bu kalabalığı turist kalabalığı olarak düşünmemek gerekir. Pazar günü olması nedeniyle çoğunlukla Lucca’da yaşayan İtalyanların gezmek ve sosyalleşmek için oluşturduğu bir kalabalık diyebiliriz 😊
- Lucca’nın en meşhur meydanı “Piazza dell’Anfiteotro” meydanı . Burası ortaçağ dönemi meydanı olarak biliniyor. . Birçok kafelerin , restoranların olduğu bu meydanın 360 derece panoramik görseli meşhur. Bizde bu meydana gelmişken birçok panoramik resim çekmeyi ihmal etmedik.
- Lucca’nın sokaklarını gezerken dikkatimizi çeken daha fazla mağaza , giyim üzerine kurulmuş bir şehir olması oldu. San Gimignano , Montepulciano ve Cortona gibi yerler daha lokal dükkanların , tadım restoranlarının , orijinal Toskana ürünlerinin bulunduğu mağazalarla çevrili idi.
- Lucca özelinde bir gezi rotamız olmadığı için ve akşam saatlerine denk geldiğimiz için burada turist modundan çıkıp biraz spontane dolaşmayı tercih ettik.

- Lucca’da da dikkat edilmesi gereken bir konu diğer İtalyan şehirlerinde olduğu gibi restoranlara rezervasyon ile gidilmesi gerekiyor. Rezervasyon istemeyen restoranı bulabilmek pek mümkün olmuyor diyebilirim.
- Biz tercihimizi “Osteria del Bastian Contrario” dan yana kullandık. Şuraya sitesini de iliştireyim. https://www.bastiancontrariosteria.it/ . Sitedeki iletişim numarasından arayıp rezervasyon yaptırdık. Aslında öncesinde birçok farklı restoranı aradık ama hepsi dolu olduklarını söyledi. Şansımıza bu restoranda son bir masa kalmıştı. Bizde hızlıca geleceğimizi söyleyip masayı rezerve ettik. Ve iyiki de etmişiz. Özellikle tavuğu , trüflü makarnaları , peynir tabağının lezzeti için 5 yıldız üzerinden 5 yıldızı verebiliriz. Sadece restorandaki garsonlar İngilizceyi nerdeyse hiç bilmiyordu. Gerçi restoranda ne kadar çok İtalyanca konuşuluyorsa o kadar yerli ve milli çizgide olup gerçek lezzetleri bulduğumuzu söyleyebilirim.
- Ve Siena’daki otelimize dönme vaktimiz geldi. Sadece şunu belirtmek isterim Lucca-Siena arası 2:30 saat sürüyor ve rota üzerinde ücretli geçişler bulunuyor. Biraz uzun bir dönüş yolu oldu bizim için.. Çocuklar tabi yol boyu tüm günün yorgunluğu ile uyku moduna geçtiler. Bizim de otele varmamız gece 23:30 – 24:00’ü buldu. Gerçi iyiki yolumuz düştü ve gördük diyeceğimiz keyifli bir yer idi 😉
5. GÜN
- Bugün Siena’dan ayrılma ve Chianti bölgesinden biri olan Greve in Chianti bölgesindeki bağ otelimize geçme vaktimiz. Bologna’ya dönmeden önce biraz da Toskana kırsalında keyifli bir şarap bağında konaklamak ve biraz da zamanın yavaş hareket etmesini istedik.
- Ama tabi öncesinde Siena’yı da biraz gezme vakti ….

- Siena , orta İtalya ‘da Toskana bölgesinin en turistik şehirlerinden biri. Tarihi şehir merkezi , UNESCO Dünya Mirası listesine alınmış masal gibi bir şehir .
- Francigena yolu üzerinde bulunan Siena , tarım , ticaret ve sanayi sayesinde hızla gelişmiş , 12 yy. ‘dan itibaren feodal sistemden kurtulup özerk bir komun olmayı başarmış. Şehrin hızla büyümesi , Floransa ile rekabete girmesine neden olmuş .Yaklaşık 400 yıla yakın Siena ile Floransa bir savaşıp bir barışmış. 1348 yılında şehirde çok büyük bir veba salgını olmuş. Sienalıların geçmişlerini asla unutmayan , hala ortaçağ geleneklerine çok sıkı bağlı oldukları da sokaklarında , cafelerinde , lokal mağazalarında hissediliyor. Gerçi genel olarak İtalyan’ların tarihlerine ne kadar saygılı oldukları büyük – küçük her şehrinde , kasabasında hissediliyor.
- Siena deyince ilk akla gelen ve Avrupa’nın en iyi Orta Çağ meydanlarından biri kabul edilen “Piazza Del Campo” meydanı. Bu meydanın istiridye kabuğunu andıracak şekilde dokuz parçaya bölünmesinin nedeni , her parçanın o dönemki idari bölgelerden birini temsil ediyor olması imiş.

- Ayrıca “Palazzo Pubblico , Torre del Mangia ve Fonte Gaia Çeşmesi” bu meydanda yer alan diğer tarihi yapılar.
- “Palazzo Pubblico ( Belediye Sarayı)’nun inşaasına 1284 yılında başlanmış. Bu yapının hemen üzerinde 102 metrelik beşyüz merdivenli 13. Yy ‘a ait Mangia Kulesi yer alıyor.
- Biz tabi kule görünce durur muyuz , hemen çoluk çocuk kuleye tırmanmak için biletlerimizi aldık. Yetişkin 10 eur , çocuklara ücretsiz olarak biletlerimizi aldık. Burada tabi kuleye her istenen zamanda tırmanılamıyor. Belirli saat aralığında ve belirli sayıda giriş yapılabiliyor. Bunun sebebini insan kulenin daracık merdivenlerinde loş , klostrofobi ha oldum ha olucam endişesi ile tırmanınca çok daha iyi anlıyor. 500 merdivenden sonra kalp çarpıntısının hafif azalması ve tekrar normal nefes almaya geçince ise muhteşem ötesi bir Siena manzarası ile karşılaşıyor insan. Siena’nın dar sokaklarını , ortaçağ evlerini tepeden görmek gerçekten çok keyifli.

- Aynı meydanda bulunan “Fonte Gaia” çeşmesi (Neşeli Çeşme) de bir diğer önemli tarihi yapılardan biri. Çeşmenin tarihi 1346 yılına kadar uzanıyor. Mermerden yontulmuş yan kabartmalar Genesis’ten sahneleri tasvir ederken , su püskürten kurtlar Romulus ve Remus’u temsil ediyor. (Siena’nın kuruluş hikayesinde yer alan bir efsaneye göre Siena, Aschius ve Senius tarafından kurulmuş. Aschius ve Senius, babaları Remus’un Romulus tarafından öldürülmesinin ardından Roma’ya kaçmışlar).Çeşmenin Ortasında ise “Madonna ve Çocuk”’un bir heykeli yer alıyor. Ben bu hikaye ile dolu efsane çeşmeyi görmeyi çok istiyordum ama gittiğimiz zaman çeşme tadilatta idi. Maalesef görme şansımız olmadı.
- 102 metrelik 500 merdivenlik bir kuleyi tırmandıktan sonra bir yerde oturup acil dinlenmemiz gerekiyordu. Biz de Piazza del Campo” meydanında güneşin de keyfini çıkaracağımız bir cafeye attık kendimizi. Burada buz gibi bira , minik atıştırmalıklar , keyifli çerezler ile nabzımızın normalleşmesine fırsat verdik .
- Siena, Palio yarışları ile ünlü bir şehir. Sadece 90 saniye süren eyersiz at binme yarışları için Siena halkı bütün bir yıl hazırlanıyormuş. Palio yarışlarının kökeni ile ilgili farklı rivayetler mevcutmuş. İlk Palio yarış kaydı 13. Yy da tutulmuşsa da kökeninin Etrüsk halkının düzenlediği yarışlara dayandığı söyleniyor. Yılda 2 kez , 2 Temmuz ve 16 Ağustos tarihlerinde yapılan yarışların etkinlikleri üç gün öncesinden başlıyormuş. Her Palio yarışı için 10 contrada ( şehrin bölümleri) seçiliyormuş ve her contrada için 1 yarış atı belirleniyormuş. Kendi contrada’larının rengini giymiş Sienalılar ve turistlerin Campa meydanında yerlerini alması ile birlikte yarışçılar da meydana giriş yapıyormuş. Yarışı kazanan contrada’ya ödül olarak ipek bir palio ( flama) veriliyormuş.
- Piazza del Campo meydanından insan ayrılmak istemiyor gerçekten. Ama daha görecek yeni rotalarımız var. Bu nedenle Siena Katedraline doğru yürümeye başlıyoruz. Yolumuzun üzerinde iştah açacak çikolata dükkanına ( Nino & Friends) denk gelince durmadan olmaz …Fıstıklı , fındıklı , karamelli , limonlu çeşit çeşit top çikolatalarını yedikçe mutluluk hormonu salgılıyor insan 😊
- Siena Katedrali , gotik ve romanesk mimarinin karışımı olan Donatello , Bernini ve Michelangelo’nun heykellerinin yer aldığı , süslü işlemelere sahip İtalya’nın en büyük katedrallerinden biri. Biz katedralin içine girmedik ama dışarıdan da gerçekten görülmeye değer güzellikte idi.
- Yavaş yavaş Siena turumuzu tamamlayıp yeni konaklama rotamıza , Greve in Chianti ‘ye doğru yola çıkıyoruz. Kalacağımız otel Toskana bölgesinde şarap bağlarının arasında güzel , temiz bir Spa Oteli. Şuraya otelin adını ve resmi internet sitesinin linkini de bırakayım. Villa I Barronci Resort&Spa ( https://www.ibarronci.com/

- Siena ile kalacağımız otel arası yaklaşık 50 dk mesafede idi. Bu oteli seçme sebebimiz biraz daha şehirden uzak , sakin ,dinlenmeli vakit geçirmek , ayrıca Floransa’ya yakın olması nedeniyle yine güzeller güzeli şehri görmemiz için bir şansımızın olması idi 😊 Otelin konsepti sabah ve akşam yemeği vermesi idi. Bu da bir diğer bizi çeken etkenlerden biri idi. Olumsuz yanı ise SPA oteli olması ve sıcak havuzunun olması nedeniyle bizde bir heves kış vakti sıcak havuz keyfi yapacağımız için heyecanlı idik , hatta bavulumuza mayolarımızı bile koymuştuk. Ama gel gör ki otele gittiğimizde havuzun tadilatta olduğunu ve geçici bir süre kapalı olacağını öğrendik. Biraz can sıkıcı bir durum olsa da çok kafamıza takmamayı tercih ettik . 😉
- Otele varıp odamıza yerleştik. 4 kişi olduğumuz için bize özel girişli büyük bir odayı ayarlamışlardı. Resepsiyonda akşam yemeğine katılmayı düşündüğümüz saati sordular , ayrıca 2 gün konaklamamız olduğu için de sırasıyla akşam menülerindeki konsepti söylediler. İlk gecenin konsepti geleneksel İtalyan yemekleri , ikinci gecenin konsepti ise pizza idi 😊. Bunların bilgilerini de önden bizlerle paylaştılar ..
- Odaya yerleşip biraz dinlendikten sonra yaklaşık yarım saat uzaklıktaki Greve in Chianti merkezine gitmeye karar verdik. Aslında bu bölge yüzde 100 bağ bozumu dönemlerinde tercih edilecek , keyifli tadım atölyelerinin ve bağların olduğu bir yer. Bizim gittiğimiz dönemde çoğu tesis kapalı idi. Biz de şehrin şirin meydanı olan “Piazza Matteotti” ‘ye gittik. Burada da ZTL alanı uyarıları mevcut . Araçla meydana geldiğimiz anda ZTL alana girişin açık olduğu yönünde yeşil renkli “ZTL Open” yazısını gördük. Bir İtalyan esnaf abinin de bizi cesaretlendirip girin girin demesinin verdiği gazla meydana arabamızla girip park ettik.
- “Piazza Matteotti meydanı küçük sakin bir ortaçağ meydanı.Heykeli , kasapları ve şarapları ile ünlü bir meydan. Her cumartesi meydanda etraftaki çiftçilerin yetiştirdiği taze ürünlerini sattığı Pazar kuruluyormuş. Bu kasaba için etin önemi çok fazla imiş. Meydana geldiğimizde et kokusundan da bunu çok net hissettik diyebilirim.
- Bugünün koşturmacasından dolayı karnımızın zil çaldığını hissedince ve akşam yemeğine birkaç saatimizin olması nedeniyle de hazır bu güzel meydana geldik , 1806 yılından beri kendi etlerini üreten Falorni ailesine ait ”Macelleria Falorni” ‘ye uğramadan gitmek istemedik. İlginç bir İtalyan şarküterisi olduğunu söyleyebilirim. İçeri girdiğimiz an , ciddi bir çiğ et kokusu , tavandan sarkmış bir sürü kurutulmuş domuz etleri , birbirinden farklı İtalyan peynirleri ve tabi ki şarap tadımı yapılabilecek makineler ile karşılaştık. Bu makineler ilginçti. İçlerinde kendi bölgelerine ait farklı şaraplar yer alıyor ,içilmesi istenen “cc” yi ve kaç adet şarap tatmayı istediğinizi söyleyip , ödemesini yaptıktan sonra makinelerden belirtilen kriterlere göre tadım yapılabiliyor. Biz biraz daha ayak üstü atıştırmalık yemek istediğimiz için tadım olayına burada girmedik. Aklımda kalan çok lezzetli lazanyası olduğu idi.. 😊

- Bugün de çok yoğun bir gün idi. Artık otelimize dönüp akşam yemeğine kadar biraz dinlenme zamanı …
6. GÜN
- Evet yeni bir gün. Şansımıza bugün de diğer günlerdeki gibi hava güneşli ve ışıl ışıl… Sanırım bu seyahatte en büyük şansımız full güneşli bir havaya denk gelmemiz oldu. Düşündüğümde tüm seyahatimizi dışarıda gezme odaklı yaptığımız için yağmur ciddi sıkıntı olacaktı. Ama neyse ki ocak ayı olmasına rağmen İtalya’nın güneşli zamanına denk geldik .
- Güzel bir açık büfe kahvaltı ile günümüze başlıyoruz. Bugün Toskana bölgesine gelmişken şarap imalatı yapan bir bağı ziyaret etmeyi ve Floransa’da nostaljik bir anımızı tekrar yaşamayı planlıyoruz. Heyecanlı ve keyifli bir gün bizi bekliyor.
- İlk rotamız “Marchesi Antinori” ( https://www.antinori.it/en/ ) . Marchesi Antinori Srl, merkezi Floransa, Toskana’da bulunan ve geçmişi 1385’e kadar uzanan İtalya’nın en büyük şarap şirketlerinden biri. Antinori ailesinin şarapla olan hikâyesi, Rönesans dönemini takiben 1385 yılında Floransa’daki şarap üreticileri loncasına üye olmasıyla başlamış. Ailenin o dönemki üzüm bağları günümüze kadar ulaşmayı başarmış , Chianti bölgesinde hemen her tepede bu tip üzüm bağı yapılara denk gelmek mümkün. Chianti şaraplarının üzümleri; Floransa, Siena, Arezzo, Pisa, Pistoia ve Prato’da yetişmek zorunda imiş. Solaia’nın 1997 rekoltesi, seçkin Wine Spectator dergisi tarafından dünyanın en iyi yüz şarabını sıraladığı listeye girmeyi başarabilen ilk İtalyan şarabı olmuş.

- Antinori ailesi, 25 Ekim 2012’de Chianti Classico’da şarap tutkunu ziyaretçilere üretimin tüm aşamalarını anlatan ve ailenin tarihini ilk elden gösteren yenilikçi şaraphanesinin açılışını yapmış. Toskana bölgesinin şarap geleneklerinin sunulduğu şaraphane, tamamen yerel yapı malzemeleriyle sürdürülebilirliği ilke edinecek şekilde tasarlanmış ,Chianti Classico bölgesine saygı ve bölgeyle olan tarihi bağlarının güçlenmesi amacıyla yapılmış.

- “Marchesi Antinori” ye giriş ücretsiz . Aracımızı dışarıda yer alan otopark alanına bırakıp buggy aracı ile giriş alanına ulaştık. Bizim gittiğimiz dönem hasat sezonu olmadığı için şarap turlarının kalabalığı ile karşılaşmadık 😊 Burada şarap tadım turlarına katılmak kişi başı 45 EUR , 7-17 yaş arası çocuklar için 10 EUR , 7 yaş altı çocuklar için ise ücretsiz . Hasat dönemi olmadığı için turla gezmenin bir esprisi olmayacağını düşündüğümüz için biz sadece şarap tadımı yaptık. Şarap seçimine göre kadeh başına 3 eur ile 5 eur arasında bir ödeme yaptık. Ve tabi buraya kadar gelmişken güzel bir Antinori şarabı almadan gitmek olmaz 😊 Biz tercihimizi “Badia A Passignano” dan yana kullandık. Buraya bağ bozumu döneminde tekrar gelip şarabın tüm aşamalarını deneyimleyebileceğimizi umut ederek bu güzel mekana hoşça kal deyip , nostaljik bir anımızı yeniden yaşamak için tekrar güzeller güzeli Floransa’ya rotamızı çevirdik.
- 2012 Kasım ayında yolumuzun kesiştiği Floransa’da “Trattoria La Casalinga” restoranına tekrar gitmenin heyecanı ile aracımızı ZTL bölgesinin hemen girişinde yer alan park alanına bırakıyoruz ve google map ile restorana doğru yürümeye başlıyoruz. 2012 yılında bu restoranı trip advisory üzerinden tavsiye puanlarına bakarak bulmuştuk. Yerel mutfak ağırlıklı , garsonların İtalyan olduğu hatta İngilizceyi bile çat pat konuşabildiği , turistik olmayan bir mekan olması ilk beğenme sebebimiz olmuştu. Restoranda Cristina adlı garsonun yardımseverliği , bize verdiği yemek önerileri , hoş sohbeti ( o zaman ilk işinin burası olduğunu ve 20 yıldır bu kurumda çalıştığını , parasailing yapmayı çok sevdiğini , Endonezya’ya bunun için her yıl gittiğinden bahsetmişti. ) Bazı insanlar vardır bir kere yolların kesişse de hoş sohbetini , gözündeki ışığı unutamaz insan , güzel bir anı olarak hafızasında yer edinir. Cristina ‘da gerçekten samimi sohbeti ile böyle hissettirmişti bize. Aynı restoranda tam arka masamızda uzun yıllardır İtalya’da yaşayan ve çalışan bir Türk ‘de bizim Türk olduğumuzu anlayınca muhabbetimize dahil olmuştu. Onu da masamıza davet edip tanışma şansımız olmuştu. Dünya küçük derler ya muhabbet muhabbeti açınca kendisinin çocukluğunun da İstanbulda aynı semtte geçtiğini , ailesinin hatta hala orada yaşadığından bahsetmişti. 12 yıl sonra aynı restorana bu sefer ailecek gitmenin mutluluğu ile düştük yollara 🙂
- Restorana vardığımızda dekorasyon nerdeyse 12 yıl öncesi ile aynı idi . Hatta önceden oturduğumuz masanın bir arka masasına bu sefer oturduk. Vee bir baktık ki Cristina yine aynı restoranda garsonluk yapmaya devam ediyor. Onu görünce sanki yakın bir dostumuzu görmüş gibi duygulanmamıza ne demeli … Hemen kendimizi tanıttık , kendisi ile 12 yıl önce aynı restoranda konuştuğumuz muhabbetlerden bahsettik. (Hala Türkiye’ye gelmemiş , Endonezyaya giderken havalanını kullanmış sadece 🙂 ) Yıllar tabi saçlarına kır , bakışlarına yorgunluk katmış. Bizde ailecek buraya gelmiş olmamızın hem mutluluğunu yaşadık hem de o kadar sene nasıl da geçip gitti , bizlerde yaş aldık diye duygusal anları bol dakikalar yaşadık …
- Bu restoranın şahane “Bistecca alla Florentina” sını yemeden , güzel yerel şaraplarını tatmadan ve tiramisu ile gelato al limon con vodka sını yemeden tabiki ayrılmadık 🙂
- Cristina ile tekrar karşılaşmayı umarak ( bu sefer 12 sene daha beklemememizi söyledi) güzel bir anı daha biriktirmenin mutluluğu ile restorana tekrar görüşürüz diyerek Floransa’nın bir diğer güzel yapısını görmek için “Pitti Sarayı’na” doğru devam ettik.
- Pitti Sarayı, (Pitti Palace Boboli Garden & Palatina Gallery) Boboli Bahçeleri ile ünlü olan bir saray. Ayrıca iç mekandaki süslemeleri ve sanat eserleriyle de oldukça ilgi görüyor.

- Arno Nehri’nin güney yakasında bulunan sarayın , tarihi 1400’lü yıllara kadar uzanıyor. İtalyan krallığına ve Medici ailesi gibi güçlü ailelerin ikamet ettiği yerlerden biri olarak hizmet etmiş. Günümüzde ise müze kompleksi olarak hizmet veriyor. (https://www.uffizi.it/en/pitti-palace) sitesi üzerinden ücret ve detaylı bilgiye ulaşılabiliyor.
- Saray içerisinde 5 farklı müze yer alıyor. Bunlar Büyük Dükler Hazinesi ve Rus İkonları Müzesi (Palatine Şapeli ile birlikte) , Palatine Galerisi , Kraliyet Daireleri , Modern Sanatlar Galerisi ile Kostüm ve Moda Müzesi.

- Günlerce gezilebilecek , içerisindeki eserler için uzun uzun zaman ayırıp tarihlerini ve sanat akımlarını anlamak için çok vakit harcanabilecek büyüklükte bir saray Pitti sarayı. Bizde burada 2 saatten fazla zaman harcadık ki çok çok daha fazla zaman harcanabilecek bir yer.
- Biz vaktimiz çok kalmadığı için ve sarayda gezmekte çok uzun ve yorucu olduğu için Boboli Bahçelerini gezmeye zaman ayıramadık.
- Ama şöyle söyleyebilirim , Floransa’nın göbeğinde onaltıncı yüzyıldan kalma kocaman yemyeşil parkın var olması , burada tarihi meşhur heykel koleksiyonları arasında yürüme şansında olmak mutlaka keyifli bir deneyim olacaktır. Bizim hem enerjimiz hem vaktimiz buna yetmedi 🙂
- Biraz dinlenmek için “Piazza Della Repubblica” meydanında yer alan Floransa’nın en eski kafesi olan “Cafe Gilli” ye gittik. Buranın pastaları , çikolataları ve tatlıları çok meşhur imiş. Ayrıca zengin bir yemek ve alkol menüsü de olan bir mekan . Bulunduğu konum itibarıyla da dinlenmesi keyifli bir yer önerisi diyebilirim. Biz otelde akşam yemeği yiyeceğimiz için tatlı ve yemek işine girmedik. Buranın meşhur kokteyllerinden biri olan Negroni ve İtalya’nın meşhur kahve lezzetlerinden biri olan “Affogato” kahvesinden denedik. Gayet başarılı idi .
- Bu güzel şehirden ayrılmayı insan gerçekten istemiyor , gündüzü ayrı akşamı ayrı güzel ışıl ışıl bir şehir Floransa ama artık otelimize dönme vaktimiz. Floransa’dan veda etmek demeyelim de tekrar görüşmek üzere dileğiyle ile ayrılıyoruz ve otelimize dönüyoruz.
- Otelimizdeki son akşamımız . Bugün akşam yemeği konseptimiz Napoli usulü İtalyan Pizzası (yummy yummy ) Toskana bölgesindeki son gecemizi keyifli yemeğimiz ve eğlenceli muhabbetimiz ile tamamlıyoruz.
7. GÜN
- Bugün yolculuğumuzun başladığı Bologna’ya dönüş günümüz. Son günümüzü de Bologna’yı gezmeye ayırdık.
- Sabah erkenden kahvaltımızı yapıp Bologna’ya doğru yola çıktık. Kaldığımız otelden Bologna’ya yaklaşık 1 saatlik bir yol sürüyor. Biz ama Bologna merkeze gitmeden önce Ferrari Müzesini görmek için rotamızı Modena’daki Enzo Ferrari Müzesine çevirdik. Yolculuğumuz 1 saat 45 dk sürdü. Bu rota üzerinde de ücretli geçişler bulunuyor. Biz google maps uygulaması ile rahatça gitmek istediğimiz tüm rotalara ulaştık.
- Bologna’ya yakın 2 Ferrari müzesi var. Biri “ Museo Ferrari Maranello” diğeri ise “Museo Enzo Ferrari Modena “ . İki müzenin farkı şu , Maranello’daki müze yarış arabası ağırlıklı ve yarışlarda kazanılan başarıları anlatan hikayelerin ağırlıklı olduğu bir müze iken Modena’daki müze Ferrari arabalarının , Enzo Ferrari’nin hayat hikayesinin ve araba motorlarının detaylarını anlatan bir müze. Biz Modena’daki müzeyi gezmeyi tercih ettik.

- Modena İtalya’nın “Otomobil motorları başkenti” olarak tanımlanmış bir şehir. Dünyaca ünlü İtalyan lüks spor otomobil üreticileri Ferrari, Maserati, Lamborghini, De Tomaso ve Pagani Modena’da bulunmakta. Ferrari marka otomobilin önemli bir modeli (360 Modena) şehrin ismini taşımakta imiş , ayrıca Ferrari’nin özel bir ün kazanan otomobil rengi “Modena sarısı”olarak adlandırılmış. Dünyaca ünlü tenor Pavarotti’nin doğduğu yer de Modena imiş.
- Bu kadar prestijli ve tüm dünyaya yayılmış marka değerlerine sahip olmanın ve buna sıkı sıkı nasıl bağlı olduklarını görünce insan bir kıskanmıyor değil . Sadece sınırlarını genişletmek ile büyük olunmadığını , icatlar ile yenilikler ile bilim ile farklılıklar ile ülkesine değer katıldığını , ve bu değerlere sıkı sıkı sarılmanın , yozlaştırmamanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anladım bu gezimde.

- Evet Ferrari müzesini de gezdiysek şimdi son rotamız olan Bologna merkeze doğru gidiyoruz.
- Modena- Bologna arası araç ile 45 dk sürüyor. Bologna merkezininde ZTL alanları olmasından dolayı merkeze yakın olan otopark alanına aracımızı park ediyoruz.
- Bologna , İtalya’nın kuzeyinde yer alan Emilia-Romagna bölgesinin başkenti.

- Bologna’nın geçmişi M.Ö. 600 yıllarına kadar uzanıyormuş. 13.yy’da şehrin etrafı koruma amaçlı olarak duvarlarla örülmüş ama 20 yy’da bu duvarlar yok edilmiş. Günümüze kalan şehrin merkezini çember biçiminde kuşatan 10 şehir kapısı imiş.
- Bologna’nın lakabı “La Dotta , La Grassa , La Rossa” yani “Bilgeç , Şişman ve Kırmızı” imiş. Bilgiçlik batı dünyasının en eski üniversitesine sahip olmasından , şişman İtalya’nın gastronomi şehri olmasından , kırmızı ise kırmızı çatılardan oluşan şehir silüetinden kaynaklanıyormuş. Gerçektende Bologna şehrini 3 kelime ile anlatın deseler büyük bir çoğunluğun aklına gelecek ayrıntılar olacaktır.
- Bologna “Portico” denilen kemerleri ile ünlü bir şehir. Neredeyse tüm şehir kemerler ile kaplı. Hatta bu kemerler sayesinde yağmur yağsa bile asla ıslanılmadığı söyleniyor. Gerçekten de doğru olabilir . Şehrin büyük bir çoğunluğu kemerler altında yürünerek gezilebilir durumda 🙂

- Şehri ayrıca anlatacak bir diğer kelime “kuleler şehri” olması diyebiliriz. 12-13. YY’da statü göstergesi olarak asil aileler tarafından yaptırılmış 180 civarında kule varmış , ama günümüze kadar 21 tanesi ayakta kalmış .
- Kulelerin en ünlüleri “Asinelli” ve “Garisenda” , Asinelli kulesine çıkıp tüm Bologna’yı panoramik izlemek mümkün . Ayrıca şehrin en uzun kulesi olan “Torri Prendiparte” 12. YY’da inşa edildiğinde uzun yıllar hapishane olarak kullanılmış. Tüm bu güzellikleri görmeden önce ilk durağımıza doğru yola çıkıyoruz.
- Kurt gibi aç olmamızın etkisi ile ilk durağımız “Mercato delle Erbe” . Burası Bologna’nın en büyük kapalı pazarı olarak biliniyor. İçerisinde meyve , sebze satan tezgahlar , şarküteri dükkanları , atıştırmalık yiyecekler , unlu mamüller , şarap ve şarküteri tabağı tadımı yapılacak bistro , bar ve restoranların bulunduğu keyifli bir kapalı pazar. Biz burada “Altro “ restoranını tercih ettik. İyiki de burayı tercih etmişiz diyebilirim. İngilizceyi çok az bilen garson ile “google translate “ ve telefondan yemeklerin resimlerini gösterip anlaşmaya çalışsak da gayet keyifli yemek ve tatlılarını yeme şansımız oldu. Buranın en meşhur yemeği tabiki Ragu alla Bolognese , yummy yummy gelip de yemeden gidilmeyecek bir lezzet. Bir diğer keyifli makarnası ise Tortellini , şekli itibarıyla “Venüs’ün göbek deliği” olarak da anılan bir diğer şahane lezzet. Gelelim tatlıya… Bologna’nın en meşhur tatlılarından biri “Torta tenerina al mascarpone” , brownie’ye benzer yoğun çikolatalı bir kek ile mascarpone peynirinden yapılan tiramisu kremasına benzer bir kremayla yapılmış efsane bir tatlı . Kalori patlaması ama iyiki tattık dediğimiz güzel bir lezzet oldu..
- Evet artık Bologna’yı gezmeye hazırız…
- İlk durağımız “Piazza Maggiore”.Burası şehrin her saat cıvıl cıvıl olan merkezi..Bu meydanda Basilica di San Petronio , Palazzo dei Notai , Palazzo d’Accursio , Palazzo del Podesta ve Palazzo dei Bianchi gibi tarihi binalar bulunuyor.

- Basilica di San Petronio , Bologna ve Emilia-Romagna’nın en büyük kilisesi. Dünyanın en büyük kilisesi olması hedeflenerek inşasına başlanmış bu kilise , Vatikan’ın San Pietro Bazilikasından daha büyük olacağı endişesi ile yapımına engel olunmuş. Günümümüzde cephesindeki tamamlanmamış görüntünün sebebi de bu engel imiş . Dört kanatlı devasa bir haç şekli inşa edilmek istenirken , engellemeler yüzünden üç kanat inşa edilememiş , şu an görünen tek kanadın ise sadece ön cephesinin yarısı mermerle kaplanabilmiş.
- Bazilikanın iç zemininde 66.8 metre uzunlukta bulunan dünyanın en uzun meridyen çizgisi yer alıyor. Bu çizgi 1600’lü yıllarda yaşamış Bologna Üniversitesinde gökbilimci olarak görev yapmış Gian Domenico Cassini tarafından dünyanın çevresinin 1/600.000 ‘ine denk gelecek şekilde tasarlanmış.
- Ayrıca Bazilikanın gözlem terasına bağış yapmak şartı ile çıkılabiliyormuş ve Bologna manzarasını , meşhur kuleleri , kızıl kiremit çatıları izleme şansı yaşanabiliyormuş. Biz gezimiz boyunca çok fazla kule tepelerine çıktığımız için Bologna’da artık zeminde kalmayı tercih ettik 😆
- Palazza del Podestà , fısıldayan duvarları ile meşhur sivil bir bina . Binanın köşesinde durup yüzümüzü duvara doğru dönüp çok kısık sesle dahi olsa fısıldadığımızda karşı köşenin duvarında bekleyen kişi rahatlıkla ne dediğimizi duyabiliyor 🙂 Bir rivayete göre zamanında cüzzamlı hastalar ile konuşmak için bu duvarların fısıldamasından yararlanılmış.
- Palazzo d’Accursio’nun avlusuna girmek için Bolognalı Papa 13. Gregory’nin heykelinin bulunduğu kapıdan geçiliyor. Kimdir bu Gregory dersek , Jülyen takviminin yerine miladi takvim ya da Gregoryen takvimi yaptıran kişi diyebilirim . Gregory milat’ı tarih başlangıcı ve Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı “1 yıl” olarak kabul eden kişi imiş. Bu önemli bilgiyi de notlarımın arasına aldım gitti …
- Palazzo dei Banchi , Maggiore meydanındaki diğer yapılara göre daha yeni bir yapı olarak inşa edilmiş. Meydanın bütüncül yapısını bozan evlerin ve dükkanların karmaşık görüntüsünü saklamak için belediye ve tüccarlar bu binayı yaptırmış.
- Palazzo dei Notai , noterlik zamanında çok prestijli meslek olarak kabul gördüğü için , noterler birliği bu sarayda yer almış.Binanın meydana bakan cephesinde noterlik mesleğinin simgesi olan üç yazı hokkası bulunuyor.
- Şimdi rotamızı Bologna Üniversitesine çeviriyoruz ama öncesinde meşhur Asinelli ve Garisenda kulelerini görmeden Bologna’ya gittik demek olmaz.

- “Le Dye Torri” yani iki kule genellikle Bologna’nın sembolleri olarak kabul edilmekte ve şehrin kalbinde, antik Via Emilia’nın (Aemilian Yolu) şehre girdiği noktada yer almakta .Orta Çağ’da inşa edilen bu yapılar, askeri bir işleve (sinyal verme ve savunma) sahip olmanın yanı sıra, ihtişamlarıyla onları yaptıran ailenin sosyal prestijini de temsil ediyormuş.
- Asinelli Kulesi (Torre Degli Asinelli) :Kule, 1109-1119 yılları arasında aynı adı taşıyan aile tarafından yaptırılmış ve bir sonraki yüzyılda Belediye’ye devredilmiş yüzyıllar boyunca gözcü kulesi olarak kullanılmış. Günümüzde 498 tahta basamakla kulenin tepesine çıkılabilmekte ve kırmızı şehir kuş bakışı izlenebilmekte imiş. Biz az önce de belirttiğim üzere Bologna’da zeminlerde takılacağımıza söz verdiğimiz için kuleleri uzaktan ve yerden seyretmeyi tercih ettik 🙂
- Torre Garisenda: Asinelli ile aynı zamanda inşa edilen Torre Garisenda, 47 metrelik daha kısa yüksekliğiyle farklılaşıyor. Arazinin ve temellerin çökmesi nedeniyle eğik Pisa kulesi’ni yakından takip ediyor 🙂 Teklikeli eğimi yüzünden Garisenda’ya ziyaretçi girişi yasakmış. 14. yüzyılda yıkılacağı korkusuyla 60 metre uzunluğundaki Garisenda’nın 12 metresi kesilmiş. Yani İtalyanların kuleler ile imtihanı sanırım 🙂 Zemin ile uyumlandıramadıkları yapıları olmasına rağmen bu kadar turist ziyaretçisinin her yıl bu kuleleri görmek için şehirlerine akın etmesi gıpta ile bakılacak bir başarı diye düşünüyorum …
- Bu arada Bologna Üniversitesine geçmeden önce Piazza Maggiore ‘e bağlı bulunan Piazza Nettuno meydanında yer alan “Fontana del Nettuno” çeşmesinden de bahsetmeden geçmek istemedim. Neptün çeşmesinde sağ kolunda Neptün simgesi olan üç başlı mızrak taşıyan, tanrısal pozda Grek ve Roma asıllı tanrı Neptün’ün heykeli yer almakta. Neptün heykelinin hemen altında dört köşede, ellerinde ağızlarından su akıtan balık tutan çocuk heykeli bulunmakta. Ayrıca çeşmenin yapılma döneminde bilinen dünyanın dört büyük nehrini, ( Ganj Nehri, Nil Nehri , Amazon Nehri ve Tuna Nehri) ifade eden yarı insan yarı balık dört bronzdan heykel de bulmakta.

- Ve gelelim “Universitâ di Bologna” yani tarihi Bologna Üniversitesine. 1088 yılında kurulan , Avrupanın bilinen ilk üniversite olmasının yanı sıra hala eğitim veren dünyanın en eski üniversitesi olması bu şehre bilgiç ünvanı verilmesinin haklı bir nedeni ve İtalya için de bir gurur diye düşünüyorum . “Legisti” ( hukuk) ve “Artisti” ( filozof , tıp , matematik , fizik vs) gibi bölümlerin şehrin farklı yerlerinde ve dağınık olmasından rahatsız olan Kardinal Borromeo 1562 yılında Archiginnasio binasının inşa edilmesini ve tüm bölümlerin böylece daha düzenli olacak bir çatı altında toplanmasını sağlamış. Archiginnasio, Bologna’nın en önemli saraylarından biri. Tarihi şehir merkezinin kalbinde yer alan bina, 1838’den beri Belediye Kütüphanesi’nin evi olarak kullanılmakta.

- Bina ,1944’teki bombalamada ağır hasar görmüş ve daha sonra yeniden inşa edilmiş. Archiginnasio tek kelimeyle bir ŞAHESER. İçeri ilk girdiğimizde dört tarafı sütunlarla çevrili şahane bir avlu bizi karşıladı. İki katlı üniversitenin her duvarı burada öğrenim görmüş öğrencilerin isimleri ve ailelerinin armaları ile dolu.İki büyük merdiven ile halka kapalı olan iki dersliğe , biri “Artisti” (şimdi bir okuma odası) ve diğeri “Legisti” (Stabat Mater Salonu olarak biliniyor) olmak üzere iki konferans salonuna çıkıyor.

- Binanın üst katında”Teatro Anatomico” yani Anatomik Tiyatro bulunuyor. Anatomik tiyatroyu ve Stabat Mater salonu 3 euro ödeyerek gezilebiliyor. Bizim bulunduğumuz zamanda Stabat Mater salonunda özel bir konferans olduğu için orayı maalesef göremedik ama anatomik tiyatroya girmeden bu güzel yerden ayrılmak istemedik. Anatomiyi öğretmek için 1637 yılında Antonio Levante tarafından oyma ahşaptan inşa edilmiş , tıp öğrencilerinin anatomi dersi için kullandıkları bir salonmuş. Salonun tam ortasında bulunan mermer masada tarihte bilinen ilk kadavra incelemeleri yapılmış. İçeride Ercole Lelli’nin ünlü “Spellati” (Derili Adamlar) heykelleri , çeşitli çağlarda yaşamış doktorlara ait heykeller bulunuyor. Bunlardan biri de meşhur Hipokrat 🙂

- Archiginnasio binasını pazar günleri 10:00-14:00 , diğer günler ise 09:00-19:00 arası ücretsiz gezmek mümkün.
- Saat nerdeyse 17:00’i geçti . Biraz dinlenmek için otelimize gitmeye karar verdik. Biz şehrin dışında bir otel tercih ettik. Bologna merkezdeki otellerin fiyatları çok yüksek idi ve çoğunda kahvaltı opsiyonu da yoktu o kadar yüksek fiyata rağmen.
- Hotel Cosmopolitan Bologna’nın da resmi internet sitesini de şuraya ekleyeyim. “https://www.hotelcosmopolitanbologna.com“
- Bologna’nın merkezinin trafiği fazla diyebilirim. Otobüs kullanımı da çok yaygın olan bir şehir olduğu için ve sanırım biz biraz iş çıkış saatine de denk geldiğimiz için otele ulaşmamız 30 dk’yı buldu. Check in yapıp odamızda biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için tekrar Piazza Maggiore meydanına doğru gidiyoruz. Bu sefer trafiğin azalmış olmasının etkisini hissettik. 15 dk ya merkeze çok yakın konumda olan otopark alanına ulaşıp , aracımız için otopark biletini almış , park bile etmiştik.
- Otopark alanında yaklaşık 8 dk ‘lık bir yürüyüş ile Piazza Maggiore meydanına ulaştık. Akşam vakti de bu meydanın ışıklandırmaları çok güzel görünüyordu ama nerde Floransa’daki cıvıl cıvıl insan sesleri, hareketlilik diyor insan …
- Biz “Salumeria Simoni” ‘i tercih ettik akşam yemeği için . . Gündüz dolaşırken de bu dükkana uğrayıp , Bologna bölgesinin DOP işaretli balzemik sirkesinden , Parmigiano Reggiano peynirinden ve incir reçelinden almıştık. “Salumeria Simoni” şarküteri ürünleri tabaklarının meşhur olduğu bir mekan.. Ayaküstü atıştırmalık ya da uzun uzun muhabbet edip keyifli atıştırmalıklar yenilebilecek güzel bir mekan.
- Ve artık İtalya tatilimizin son gecesini de güzel dileklerimiz , yolda biriktirdiğimiz anılarımız , görülecek yeni rotalarımızın hayaliyle tamamladık….
- Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle
2024/Mart
